Journal of Psychiatric Nursing - J Psy Nurs: 11 (3)
Volume: 11  Issue: 3 - 2020
EDITORIAL
1.Editorial
Gülsüm Ançel
Page I

RESEARCH ARTICLE
2.Effect of guided imagery on the functionality of individuals diagnosed with schizophrenia in a community mental health center
Özge Elgit, Ayşegül Bilge, Adem Bayrakçı
doi: 10.14744/phd.2020.70707  Pages 165 - 172
GİRİŞ ve AMAÇ: Toplum ruh sağlığı merkezindeki şizofreni tanısı almış bireylerde uygulanan yönlendirilmiş imgeleme yönteminin bireylerin işlevselliğine etkisini belirlemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma öntest sontest kontrol gruplu olup, araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM)’ne kayıtlı n=631 birey ve sürekli gündüz hizmeti alan n=55 şizofreni tanılı birey ile İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi TRSM’ne kayıtlı n=300 birey ve sürekli gündüz hizmeti alan n=30 şizofreni tanılı birey oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini gündüz TRSM’nden faydalanan 85 bireyden araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 48 kişi oluşturmuştur. Çalışma deney grubunda 24 birey, kontrol grubunda 24 birey ile tamamlanmıştır. Güç analizi değeri %98.8’dir. Veri toplama aracı olarak Tanıtıcı bilgi formu, Şizofrenide İşlevsel İyileşme Ölçeği (ŞİLÖ) ve Öznel İyileşmeyi Değerlendirme Ölçeği (ÖİDÖ) kullanılmıştır. Sayısal ölçümler için Mann-Whitney U testi, Wilcoxon testi, tek yönlü ANOVA testi, Ki-Kare testi kullanılmıştır.
BULGULAR: Uygulama grubuna iki hafta boyunca her gün 10 dakika yapılan yönlendirilmiş imgeleme uygulaması sonucunda, uygulama grubunun Şizofrenide İşlevsel İyileşme Günlük Yaşam Becerileri Alt Ölçeği puan ortalamaları (z=-2.69, p≤0.01), Şizofrenide İşlevsel İyileşme Sağlık ve Tedavi Alt Ölçeği puan ortalamaları (z=-2.37, p=0.01), Şizofrenide İşlevsel İyileşme Ölçeği genel toplam puan ortalamaları (z=-2.41, p=0.01), ÖİDÖ puan ortalamaları (z=-3.70, p≤0.01) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. ŞİLÖ Sosyal İşlevsellik Alt Ölçeği puan ortalamaları (z=-1.80 p=0.07), ŞİLÖ Mesleki İşlevsellik Alt Ölçeği puan ortalamaları (z=-0.46 p=0.64) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırma sonuçlarına göre şizofreni tanısı almış bireylerde iki haftalık senaryolu yönlendirilmiş imgeleme uygulamasının bireylerin işlevselliğini arttırdığı söylenebilir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to determine the effect that guided imagery has on the functionality of individuals diagnosed with schizophrenia in a community mental health center.
METHODS: This is a pretest-posttest-controlled group study including 631 individuals registered in the Community Mental Health Center (CMHC) of Ege University Medical Faculty Hospital, of which 55 individuals were diagnosed with schizophrenia, as well as 300 individuals registered in the CMHC of Katip Çelebi University Atatürk Training and Research Hospital, of which 30 individuals were diagnosed with schizophrenia, and who were receiving continuous daytime service. The study sample included 48 individuals that fit the inclusion criteria among the 85 individuals who benefitted from daytime CMHC. The study was completed with 24 individuals in the experimental group and 24 individuals in control group. The value of power analysis is 98.8%. As data collection tools, an Introductory Information Form, Functional Remission of General Schizophrenia Scale (FROGS), and Subjective Recovery Assessment Scale (SubRAS) were used. For the numerical measurements, Mann-Whitney U test, Wilcoxon t test, one-way ANOVA test, and Chi-squared test were used.
RESULTS: As a result of guided imagery applied to the study group 10 minutes daily for two weeks, a statistically significant difference was detected between the mean score of daily living skills subscale of FROGS (z=-2.69, p≤0.01); mean score of treatment subscale (z=-2.37, p=0.01); overall mean score of FROGS (z=-2.41, p=0.01); mean score of SubRAS (z=-3.70, p≤0.01). However, no significant difference could be found between the mean scores of social functioning subscale of FROGS (z=-1.80, p=0.07) and the mean scores of professional functioning in FROGS (z=-0.46, p=0.64).
DISCUSSION AND CONCLUSION: According to the results of the study, it can be said that the guided imagery application for two weeks has created a significant difference in functional remission of the cases diagnosed with schizophrenia.

3.Determination of internalized stigma and social functioning level in schizophrenia patients
Hasan Sevinik, Fatma Taş Arslan
doi: 10.14744/phd.2020.50455  Pages 173 - 180
GİRİŞ ve AMAÇ: Araştırma şizofreni hastalarında içselleştirilmiş damgalanma düzeyi, sosyal işlevsellik düzeyi ve içselleştirilmiş damgalanma düzeyini etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın çalışma grubunu 113 şizofreni hastası oluşturdu. Verilerin toplanmasında kişisel bilgi formu, sosyal yaşamı değerlendirme anketi, sosyal işlevsellik ölçeği bağımsızlık performans alt boyutu ve içselleştirilmiş damgalanma ölçeği kullanıldı. Veriler Aralık 2015–Şubat 2016 tarihleri arasında araştırmacı tarafından bir hastanenin psikiyatri poliklinikleri ve TRSM ortamında yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, t testi ve pearson korelasyon analizi kullanıldı.
BULGULAR: Çalışmada hastaların orta düzeyde içselleştirilmiş damgalanma yaşadıkları saptandı. Eğitim durumu ve sigara kullanma durumu ile içselleştirilmiş damgalanma düzeyi arasında anlamlı farklılık saptandı. Hastaların arkadaşlar-akrabalar-eş/özel insanlarla görüşme sıklığı ve sosyal aktivite sıklığı arttıkça içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin azaldığı saptandı. Sosyal işlevsellik ölçeği bağımsızlık performans alt boyutu ile yabancılaşma, kalıp yargıların onaylanması, sosyal geri çekilme, damgalanmaya karşı direnç ve toplam puan arasında zayıf ve negatif yönde bir ilişki bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Şizofreni hastalarının orta düzeyde içselleştirilmiş damgalanma yaşadıkları, bazı sosyodemografik özellikler ve sosyal işlevsellik durumu ile içselleştirilmiş damgalanma düzeyi arasında anlamlı ilişki olduğu bulundu. Bu alanda çalışan psikiyatri hemşiresinin kurum ve aileler ile işbirliği yaparak hastaların işlevsellik düzeylerini yükseltmeye yönelik girişimlerinin gerekli olduğu düşünülmektedir.
INTRODUCTION: This definitive-relational type of study determined the level of internalized stigma and social functioning and the factors that affect the level of internalized stigma in patients with a diagnosis of schizophrenia.
METHODS: The sample population included 113 patients with a diagnosis of schizophrenic patients. A personal knowledge form, the Social Life Evaluation Questionnaire (SLEQ, independence-performance subscale of the Social Functioning Survey (SFS), the, and the Internalized stigma of Mental Illness (ISMI) scale were used to collect data. The data were collected between December 2015 and February 2016 in polyclinics and a center of community mental health of a hospital using the face-to-face technique. The data were summarized using number, percentage, average, and standard deviation. Because a normal distribution was determined, the independent t-test was used for pair-wise comparisons. For evaluating relationships among continuous variables, correlation analysis was used.
RESULTS: In this study, education level and smoking status affected internalized stigma status. If patients met with their friends, relatives, or partner frequently or joined in social activities, the level of internalized stigma decreased. There was a weak and negative correlation between the independence-performance subscale of social functioning and total points, alienation, stereotype endorsement, social withdrawal, and stigma resistance subscales of internalized stigma in mental disorders.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Patients with schizophrenia have a medium level of internalized stigma. There is a relationship between the internalized stigma level with some sociodemographic features and social functioning situations. Psychiatry nurses should attempt to increase patient function in cooperation with institutions and the patient’s family.

4.The relationship between perceived family support and happiness level of patients with schizophrenia
Fatih Şahin, Özlem Şahin Altun
doi: 10.14744/phd.2020.09821  Pages 181 - 187
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, algılanan aile desteği ile şizofreni hastalarının mutluluk düzeyi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma verileri, Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi polikliniklerinde Ocak 2018–Nisan 2018 tarihleri arasında toplandı. Araştırmanın evrenini belirtilen tarihte polikliniğe başvuran, DSM-V tanı kriterlerine göre şizofreni tanısı almış ve araştırma kriterlerine uyan 137 hasta ile tamamlandı. Verilerin toplanmasında ‘’Sosyodemografik Bilgi Formu’’, Algılanan Aile Destek Ölçeği ‘’AAD֒’ ve Öznel Mutluluk Ölçeği ‘’ÖM֒’ kullanıldı.
BULGULAR: Hastaların ortalama AADÖ puanı 25.84±12.94 idi. Ortalama toplam ÖMÖ puanı 20.01±4.18 olarak bulundu. Hastaların ortalama AADÖ ve ÖMÖ skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Şizofreni hastalarının algıladıkları aile desteğinin yüksek olduğu, mutluluk düzeyinin orta seviyede olduğu ve aile desteği ile mutluluk düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Psikiyatri hemşireleri şizofreni hastalarının da mutlu olabileceklerinin farkında olmalı ve hastaların aile desteği ve mutluluk düzeylerini artırmaya yönelik danışmanlık hizmetleri sunmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.
INTRODUCTION: This study was conducted to determine the relationship between perceived family support and the happiness level of patients with schizophrenia.
METHODS: The study population included all the patients at the relevant polyclinic who were diagnosed with schizophrenia according to DSM-V diagnosis criteria and those who met the inclusion criteria. This study was completed with 137 patients; no sampling method was applied. Data were collected using a Sociodemographic Information Form, a Perceived Family Support Scale (PFSS) and a Subjective Happiness Scale (SHS).
RESULTS: The patients’ mean total Perceived Family Support Scale score was 25.84±12.94. The mean total Subjective Happiness Scale score was 20.01±4.18. There was no statistically significant relationship, positive or negative, between the patients’ mean PFSS and SHS scores (p>0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was determined that family support had a significant effect on happiness, that there was a parallel relationship between family support and the patients’ happiness level, and that the happiness levels increased as the family support increased.

5.Vulnerable Baby Scale: A validity and reliability study
Melike Yavaş Çelik, Zerrin Ciğdem
doi: 10.14744/phd.2020.92678  Pages 188 - 194

6.Investigating psychological distress level and its association with demographic characteristics in nurses
Fatemeh Hatef, Azam Maleki, Korosh Amini, Esmail Khodadadi
doi: 10.14744/phd.2020.99710  Pages 195 - 200
GİRİŞ ve AMAÇ: Hemşirelik, uzun saatler, iş yükü, bireyler ve aileleri üzerindeki aşırı fiziksel ve psikolojik talepler nedeniyle oldukça stresli bir meslektir. Araştırmalar, hemşirelerin, hekimlerin ve hemşirelerin rolüne kıyasla daha az sosyal destek ve iş güvenliği yaşadıklarının sosyal olarak tanınmadığını göstermiştir. Bu çalışmada, 2019 yılında İran'ın Zanjan kentinde çeşitli hastanelerde çalışan İranlı hemşirelerin demografik özelliklerine göre sıkıntı düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu araştırma, 2019 yılında İran'ın Zanjan hastanelerinde çalışan 264 hemşire üzerinde yapılan tanımlayıcı bir korelasyon çalışmasıdır. Örnekler çalışmaya rastgele küme örnekleme yöntemi kullanılarak girilmiştir. Veri toplama araçları mesleki-demografik ve Kessler Psikolojik Sıkıntı Ölçeği anketlerini içermektedir. Toplanan veriler SPSS istatistik yazılımı (versiyon 21), t-testi ve ANOVA kullanılarak analiz edilmiştir.
BULGULAR: Sonuçlar, hemşirelerin psikolojik sorunlarının ortalama puanlarının ortalama düzeyde olduğunu göstermiştir (25.15 ± 8.77). Hemşirelerin psikolojik sıkıntısı ile cinsiyet, medeni durum ve istihdam türü arasındaki ilişki anlamlıydir (P<0.05). Hemşirelerin psikolojik sıkıntısı ile yaş ve iş tecrübesi arasında da ters bir ilişki vardır. (P<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmanın bulguları hemşirelerin çoğunun, bakım ve sağlık sağlama kalitesini olumsuz yönde etkileyebilecek bir dereceye kadar psikolojik sıkıntı yaşadığını göstermektedir. Dolayısıyla, stres yönetimi için hizmet içi eğitim yoluyla İranlı hemşirelerin psikolojik ve fiziksel sağlığının sağlanması için uygun adımlar atılmalıdır.
INTRODUCTION: Nursing is a highly stressful profession due to the long hours, workload, and extreme physical and psychological demands it places on individuals and their families. Research has shown that nurses, as compared to physicians, experience less social support and job security, and that their roles are not socially recognized. This study aimed to identify the level of distress by demographic characteristics of Iranian nurses working at various hospitals in Zanjan, Iran in 2019.
METHODS: This descriptive correlational study targeted 264 nurses working at various hospitals in Zanjan, Iran in 2019. The random cluster sampling method was used for sample selection, and for data collection, a demographic and social characteristics form and the Kessler Psychological Distress Scale were used. Data were analyzed with SPSS statistical software (version 21), which was used to perform student's t-test and ANOVA.
RESULTS: The results from calculation of the nurses’ mean score indicated that their psychological distress was at a moderate level (25.15±8.77). Gender, marital status and type of employment significantly corresponded with the nurses’ levels of psychological distress (p<0.05). Furthermore, there was a significant negative relationship between age and work experience with psychological distress among the nurses (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The findings derived from this study indicate that a majority of the nurses had some degree of psychological distress, which negatively affected the quality of health care they provided. Thus, appropriate steps, like in-service training for stress management, should be taken to ensure the psychological and physical health of Iranian nurses.

7.The relationships between university students’ physical activity levels, insomnia and psychological well-being
İlkben Demirer, Saime Erol
doi: 10.14744/phd.2020.46547  Pages 201 - 211
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeylerini, uykusuzluk ve psikolojik iyi oluşlarını belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi incelemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarımla yürütülen araştırmanın örneklemini Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Fen-Edebiyat Fakültesi’nde okuyan gönüllü 702 öğrenci oluşturmuştur. Veriler, 23 sorudan oluşan kişisel bilgi formu, Uluslararası fiziksel Aktivite Anketi (UFAA) kısa formu, Bergen Uykusuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, Mann- Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Ki kare testi, Lojistik Regresyon Analizi ve Post-hoc Games Howell Analizi kullanılmıştır.
BULGULAR: Öğrencilerin %20.4’ünün inaktif, %57’sinin minimal aktif ve %22.6’sının yeterince aktif düzeyde olduğu belirlenmiştir. %59.3’ünün uykusuzluk yaşadığı, psikolojik iyi oluş puan ortalamalarının (40.23±8.18) ortalamanın üstünde olduğu bulunmuştur. Psikolojik durumunu kötü olarak değerlendiren öğrencilerin daha fazla uykusuzluk yaşadığı ve psikolojik iyi oluş toplam puanındaki 1 birim artışın uykusuzluk yaşama riskini 0.972 kat azalttığı belirlenmiştir. Aile ilişkisi kötü olanların 1.512 kat, sürekli ağrısı olanların 1.600 kat, aşırı stresli olanların 2.504 kat ve yatakta telefon kullananların 1.760 kat daha fazla uykusuzluk yaşadığı bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yüksek fiziksel aktivite düzeyinin psikolojik iyi oluşu arttırdığı ve psikolojik iyi oluş puanındaki artışın, olumlu aile ilişkilerinin, düzenli fiziksel aktivite yapmanın uykusuzluğu azalttığı belirlenmiştir.
INTRODUCTION: This study aims to determine university students’ physical activity levels, insomnia and psychological well-being, and to examine the relationships between them.
METHODS: This descriptive and correlation-seeking research’s sample included 702 voluntarily participating students studying in the faculty of health sciences and the faculty of science and letters at a university. The data were collected using a 23-item participant information form, the International Physical Activity Questionnaire (IPAQ), the Bergen Insomnia Scale (BIS) and the Psychological Well-being Scale (PWBS). Descriptive statistics, the Mann-Whitney U test, the Kruskal-Wallis test, the chi-squared test, logistic regression analysis and the Games-Howell post hoc test were used to evaluate the data.
RESULTS: Of the students, 20.4% were inactive, 57% were minimally active, and 22.6% were sufficiently active. Of them, 59.3% had insomnia. The participants’ PWBS scores were above average (40.23±8.18). The students who described themselves as having a bad psychological state had more insomnia, and a one point increase in the PWBS score reduced the risk of insomnia by a factor of 0.972. The students with bad family relationships had increased risk of insomnia by a factor of 1.512, the students who had continual headaches had increased risk of insomnia by a factor of 2.504, and the students who used phones in bed had increased risk of insomnia by a factor of 1.760.
DISCUSSION AND CONCLUSION: High physical activity levels increased psychological well-being, and high psychological well-being scores, good family relationships and regular physical activity reduced insomnia.

8.Investigation of eating behavior in adolescents in terms of family functionality
Mehriban Günaydın, Hatice Kumcağız
doi: 10.14744/phd.2020.45762  Pages 212 - 219
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı ergenlerde yeme tutumlarının aile işlevleri açısından incelenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ergenlerin yeme tutumunun aile işlevleri açısından incelendiği bu çalışma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tiptedir. Araştırmanın evrenini 2017–2018 eğitim öğretim yılında Giresun İli, merkez ilçesinde öğrenimlerine devam etmekte olan 8052 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi %95 güvenirlik ve %5 hata payı ile 385 olarak belirlenmiştir. Araştırmada rastlantısal olmayan örnekleme yöntemlerinden, uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Yeme tutumu testi ve Aile değerlendirme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde öğrencilerin sosyodemografik özelliklerini belirlemek için frekans ve yüzdelerden yararlanılmıştır. Yeme tutum testi ve aile işlevleri puan ortalamalarının sosyodemografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği Tek Yönlü MANOVA analizi aracılığıyla belirlenmiştir. Öğrencilerin aile işlevlerinin yeme tutumlarıyla ilişkisi basit doğrusal regresyon analiziyle incelenmiştir.
BULGULAR: Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 16.03 olan 206’sının (%53.5) erkek, 179’unun (%46.5) kız olduğu belirlenmiştir. Çalışmada elde edilen analiz sonuçlarına göre aile işlevlerinin yeme tutumunu yordadığı bulunmuştur (p<.001). Araştırma bulgularında cinsiyet, yeme tutumu alışkanlığı ve algılanan anne- baba tutumları değişkenleri ile yeme tutumu ve aile işlevselliği arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmada ergenlerin aile işlevleri puanları ile yeme tutum puanları arasında pozitif yönde ilişki olduğu bulunmuş fakat ergenlerde cinsiyet, yeme tutumu alışkanlığı ve algılanan anne- baba tutumları değişkenleri ile yeme tutumu ve aile işlevselliği arasında anlamlı bir farklılık bulunamadığı saptanmıştır.
INTRODUCTION: The aim of this study is to examine eating habits in adolescents in terms of family functionality.
METHODS: This study, which examines the eating habits of adolescents in terms of family functionality, is descriptive and relationship-seeking. The target population of this research consisted of 8,052 students who continued their education in the central district of the Turkish Giresun Province in the 2017–2018 academic year. The sample of the study was determined to be 385 to produce 95% reliability and 5% margin of error. In the research, a suitable non-random sampling method was used. An eating-attitude test, family assessment scale and Personal Information Form were used for data collection. In analyzing the data, frequencies and percentages were used to determine the socio-demographic characteristics of the students. The average of scores of the eating attitude test and family functionality was examined through one-way MANOVA analysis to see whether there is any difference according to the sociodemographic characteristics. The relationship of students' family functionality with eating attitudes was examined by simple linear regression analysis.
RESULTS: Of the students participating in the study (average age 16.03 years), 206 (53.5%) were boys and 179 (46.5%) were girls. According to the analysis results, family functionality was found to predict eating attitudes (p<0.001), but no significant difference was found between the variables of gender, eating behavior, and perceived parental attitudes, and eating behavior and family functionality. No significant difference was found between the variables of gender, eating behavior and perceived parental attitudes, and eating behavior and family functionality.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study found that there was a positive relationship between adolescents' family functionality scores and eating behavior scores, but there was no significant difference between adolescents' gender, eating behavior and perceived parental attitudes variables, and eating behavior and family functionality.

9.A validity and reliability study of the Turkish version of the Assessment of Survivor Concerns Scale
Pınar Serçekuş Ak, Okan Vardar, Hatice Başkale
doi: 10.14744/phd.2020.63308  Pages 220 - 227
GİRİŞ ve AMAÇ: Kanseri Yenen Bireylerin Kaygılarını Değerlendirme Ölçeğini Türkçeye uyarlamak, geçerlik ve güvenirliğini sağlamaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, örneklemi 200 kişiden oluşan metodolojik bir çalışmadır. Veriler, Kasım-Aralık 2018 tarihleri arasında, kansere yönelik bir derneğin sosyal medya hesabını takip eden, en az bir yıl önce kanser tanısı almış ve tedavi görmüş olan, en az ilköğretim mezunu ve 18 yaş üstü bireylerden toplanmıştır. Veri toplamada kişisel bilgileri sorgulamaya yönelik soruları ve ölçek sorularını içeren online form kullanılmıştır. Geçerlik analizi için; dil eş değerliği, kapsam geçerliği, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, güvenirlik için; iç tutarlılık, madde-alan ve tekrar test yapılmıştır. Veriler SPSS 22.0 ve LISREL 8.8 programları ile analiz edilmiştir.
BULGULAR: Açımlayıcı faktör analizine göre; ölçek maddelerinin faktör yüklerinin ve açıklanan toplam varyansın yeterli, doğrulayıcı faktör analizine göre uyum indekslerinin istendik düzeyde olduğu bulunmuştur. Güvenirlik analizlerinde; cronbach alfa iç tutarlılık katsayısının yüksek derecede güvenilir aralıkta olduğu, her bir maddenin ölçeği temsil ettiği, madde toplam puan korelasyonlarına göre her maddenin ölçekle kuvvetli ya da oldukça kuvvetli ilişki gösterdiği ve dört hafta sonra 50 kanseri yenen bireye uygulanan tekrar testin oldukça yüksek güvenilirliğe sahip olduğu bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Kanseri Yenen Bireylerin Kaygılarını Değerlendirme Ölçeğinin Türk toplumunda kullanımının uygun ve geçerli-güvenilir bir ölçüm aracı olduğu saptanmıştır.
INTRODUCTION: This study aims to test the validity and reliability of the Assessment of Survivor Concerns Scale (ASC) adapted to Turkish.
METHODS: This research is a methodological study of 200 people. Data were collected from November to December 2018, through a social media account of a cancer-oriented association and those who had been diagnosed and treated for cancer for at least a year, at least primary school graduates and individuals over the age of 18 years. For validity analysis, language equivalence, scope validity, exploratory and confirmatory factor analysis were used. For reliability, internal consistency, item-area and test-retest were used. Data were analyzed with SPSS V22.0 and LISREL 8.8 programs.
RESULTS: According to the exploratory factor analysis; the factor loads of the scale items and the total variance explained were sufficient, according to the confirmatory factor analysis the fit indexes were found to be at a desired level. For the reliability analysis; Cronbach’s alpha internal consistency coefficient was highly reliable, each item represented the scale, according to item total score correlations each item was strongly or very strongly related to the scale and four weeks later the re-test given to the 50 survivors was found to be highly reliable.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The Assessment of Survivor Concerns Scale has been determined to be a suitable and valid-reliable measurement tool for use in Turkish society.

10.Relationship between perceived stress level and self-perception level of women who had three or more pregnancies
Esra Demir Alkin, Kerime Derya Beydağ
doi: 10.14744/phd.2020.72621  Pages 228 - 238
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, üç ve üzeri gebeliği olan kadınların algılanan stres düzeyi ile kendilerini algılama düzeyi ilişkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki araştırma, Mayıs–Ekim 2018 tarihleri arasında Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine muayeneye gelen üç ve üzeri gebeliği olan 230 gebe kadın ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verilerinin toplanmasında, kişisel bilgi formu, Gebelerin Kendilerini Algılama Ölçeği ve Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) kullanılarak yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik hesaplamaları, t testi, Anova testi, Man Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Spearmans Korelasyon analizi kullanılmıştır.
BULGULAR: Gebelerin Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) puan ortalaması 42.62±5.01 olarak, “Gebeliğe Ait Annelik Algısı” (GAAA) alt boyutu puan ortalaması 19.54±5.07 ve “Gebeliğe Ait Beden Algısı” (GABA) alt boyutu puan ortalaması 13.16±3.96 olarak bulunmuştur. ASÖ ile GAAA puan ortalaması arasında negatif yönde zayıf ilişki saptanmış (p<0.05), GABA arasında ilişki saptanmamıştır (p>0.05). GABA ile GAAA arasında negatif yönde zayıf ilişki saptanmıştır (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışma sonucunda üç ve üzeri gebeliği olan kadınların algılanan stres düzeyinin annelik algısını etkilediği, beden algısını etkilemediği saptanmıştır.
INTRODUCTION: The present study determined the relationship between the perceived stress level of women who had three or more pregnancies and their self-perception levels.
METHODS: This descriptive and cross-sectional study was carried out with 230 pregnant women who had three or more pregnancies and visited the Gynecology and Obstetrics Polyclinics of Kocaeli University Research and Application Hospital between May and October 2018. The data collection was performed using the personal information form, Self-Perception Scale for Pregnant Women and Perceived Stress Scale (PSS). In analyzing the data obtained, the percentages, t-test, ANOVA test, Mann-Whitney U test, Kruskal-Wallis test, and Spearman’s Correlation Analysis were used.
RESULTS: The mean score of the pregnant women on the PSS was 42.62±5.01 and the mean scores on the “Perception of Motherhood during Pregnancy” (PMDP) and “Perception of Body during Pregnancy” (PBDP) subscales were 19.54±5.07 and 13.16±3.96, respectively. A weak negative relationship was found between PSS and PMDP (p<0.05), whereas no relationship was found for PBDP (p>0.05). PMDP and PBDP had a weak negative relationship (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The perceived stress level of women having a history of three or more pregnancies affected their motherhood perception but not their body perception.

SYSTEMATIC REVIEW
11.The use of animal-assisted practices as a nursing intervention: A systematic review
Şeyma Demiralay, İlkay Keser, Sibel Çaynak
doi: 10.14744/phd.2020.82474  Pages 239 - 250
GİRİŞ ve AMAÇ: Hemşirelik bakımının planlamasında “Hemşirelik Girişimleri Sınıflaması” kullanılır. Bu sınıflamada yer alan bir girişim olan hayvan destekli uygulama, dünyada yaygın olarak kullanılan ancak ülkemizde kullanımı sınırlı bir tedavi yöntemidir. Günümüzde çeşitli gruplarda destek amaçlı uygulanan hayvan destekli uygulamalar, sağlığı koruma ve geliştirmeyi sağlayan, uygulanan diğer tedavilere ek bir müdahale seçeneğidir. Bu sistematik derlemede, hemşirelik girişimi olarak hayvan destekli uygulamaların kullanıldığı randomize kontrollü çalışmaların incelenerek, hayvan destekli uygulama prosedürü ve yapılan müdahalelerin etkilerinin belirlenmesi aynı zamanda konu hakkında literatüre katkı sağlaması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Konuyla ilgili yıl sınırlaması yapılmadan, veri tabanları incelenmiş ve 1985 çalışmaya ulaşılmıştır. CINAHL, Cochrane Central, Medline/ Pubmed, Web of Science, Science Direct’te “animal assisted therapy” or “animal assisted therapies” or “pet therapy” or “pet therapies” and “nursing”, YÖK Ulusal Tez Merkezi ve ULAKBİM elektronik veri tabanlarında ise, “hayvan destekli uygulama”, “hayvan destekli terapi” ve “hemşirelik” anahtar kelimeler kullanılarak tarandı. Dahil edilme kriterlerine uyan 6 randomize kontrollü çalışma araştırma kapsamına alındı. Çalışmalar örneklem özellikleri, araştırmada kullanılan hayvan türü, uygulama merkezi, kullanılan ölçüm araçları ve elde edilen sonuçlar açısından değerlendirildi.

BULGULAR: Yayınların tamamı son altı yıl içinde yapılmıştı. Randomize kontrollü çalışmalarda örneklemin %66.66’sını yaşlıların, %16.67’sini yetişkinlerin, %16.67’sini ergenlerin oluşturduğu saptandı. Çalışmaların, yaşlı bakımevi (%33.33), hastane (%33.33), gündüz yaşlı bakım merkezi (%16.67) sağlık merkezi ve hastaneler (%16.67) gibi farklı kurumlarda gerçekleştirildiği, müdahale programları kapsamında canlı hayvan olarak köpek, robotik evcil hayvan, insansı robot ve robotik evcil hayvanın kullanıldığı tespit edildi. Yapılan müdahalenin etkinliğini değerlendirmek için farklı ölçüm araçlarının kullanıldığı görüldü. Hayvan destekli uygulamaların, stresi, analjezik ilaç kullanımını azalttığı, yaşam bulgularını olumlu yönde etkilediği, ruhsal bozuklukların tedavisinde diğer tedavilere destek sağladığı, benlik saygısını, sosyal etkileşimi ve yaşam kalitesini arttırdığı saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışma sonuçları, hemşirelik müdahalesi olarak kullanılan hayvan destekli uygulamaların etkin bir müdahale yöntemi olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, hayvan destekli uygulamaların etkinliğini ortaya koyan randomize kontrollü çalışmaların sınırlı olduğu, ülkemizde ise henüz yapılmış bir çalışma olmadığı tespit edilmiştir. Hemşirelik girişimi olarak hayvan destekli tedavinin uygulanacağı çalışmaların yapılması ve çalışma sonuçlarının literatüre kazandırılmasının önemli olduğu düşünülmekte ve hemşirelik araştırmalarında hayvan destekli uygulamalara daha fazla yer verilmesi önerilmektedir.
INTRODUCTION: The Nursing Interventions Classification is used for planning nursing care. Animal-assisted practices, an intervention within this classification, is a treatment method that is widely used around the world. However, its use is limited in Turkey. Animal-assisted practices, which are used to support various groups today, constitute an intervention option in addition to medical treatments, ensuring health protection and promotion. This systematic review aims to analyze the randomized controlled studies that used animal-assisted practices and to determine the effects of this procedure and the interventions made, thereby contributing to the literature.
METHODS: The databases on this subject were analyzed without any limitations on the publication year, and a total of 1,985 studies were accessed. The search was made using the keywords “animal assisted therapy,” “animal assisted therapies,” “pet therapy,” “pet therapies,” and “nursing” in the CINAHL, Cochrane Central, Medline/Pubmed, Web of Science, and Science Direct; and the keywords “hayvan destekli uygulama,” “hayvan destekli terapi,” and “hemşirelik” in the electronic databases of the National Thesis Center of the Council of Higher Education and the ULAKBIM. Six randomized controlled studies that met the inclusion criteria were included in the study. These six studies were evaluated in terms of the characteristics of their samples, the animals used, the place of the practice, the measurement tools, and their results.
RESULTS: All studies were conducted in the last six years. In the randomized controlled studies, the sample comprised 66.66% old people, 16.67% adults, and 16.67% adolescents. The studies were conducted in elderly care centers (33.33%), hospitals (33.33%), elderly day care center (16.67%), and healthcare centers and hospitals (16.67%); they used dogs (as live animal), robotic pets, and humanoid robots within the scope of the intervention programs. They used different measurement tools to evaluate the effectiveness of the intervention. Animal-assisted practices were found to reduce stress and the use of analgesics, positively affect vital signs, support other treatments for mental diseases, and increase self-esteem, social interaction, and quality of life.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results of this study showed that animal-assisted practices were an effective nursing intervention. However, it was found that randomized controlled studies indicating the effectiveness of animal-assisted practices were limited, and that no studies have been conducted in Turkey on this subject. It is suggested that studies should be conducted which use animal-assisted treatment as a nursing intervention, the results of which would further contribute to the literature. It is recommended that animal-assisted practices should be included more in nursing studies.

REVIEW
12.De-escalation model in the simple form as aggression management in psychiatric services*
Didem Ayhan, Duygu Hicdurmaz
doi: 10.14744/phd.2020.80488  Pages 251 - 259
Psikiyatri servislerinde saldırganlık yönetimi, zor ancak bir o kadar da önemli bir konudur. Saldırganlık yönetiminde eskiden beri kullanılmakta olan klasik yöntemler genellikle baskıcı-zorlayıcı bir doğaya sahip olup, duygusal/fiziksel zararlara neden olabilmektedir. Bu durum saldırganlığın yönetimi için esnekliğe fırsat veren alternatif yöntemlerin doğuşuna yol açmıştır. Alternatif yöntemler hastanın duygusunu ve anlatmak istediğini önemsemeyi/fark etmeyi ve problemin çözümünde birlikte çalışmayı dikkate alarak hasta ve sağlık çalışanlarında meydana gelmesi olası zararları azaltmayı hedeflemektedir. Bu makalede alternatif sakinleştirme yöntemlerinden biri olan Len Bowers’ın (2014) geliştirdiği basitleştirilmiş sakinleştirme modeli ve uygulama yöntemi anlatılmıştır. Bu model uygulama kolaylığı, maliyet azlığı ve çözüm odaklı yaklaşımı benimsemektedir. Bu sebeple psikiyatri servislerinde saldırganlığı önlemeye odaklı bir terapötik ortam yaratılmasında klinik psikiyatri hemşireleri için yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Aggression management in psychiatric wards has been a difficult but important issue. Classical methods that have been used in aggression management in the past have a repressive-compelling nature and can cause emotional / physical harm. This has led to the emergence of alternative methods that provide flexibility for the management of aggression. Alternative methods consider the patient's feelings and what is wanted to be expressed. It recommends working with the patient to solve the problem, and in this way aims to reduce the potential harm to patients and health workers. In this article, the de-escalation model in the simple form, developed by Len Bowers (2014) as one of the alternative de-escalation methods, is explained. This model is thought to be a guide for clinical psychiatric nurses in creating a therapeutic environment focused on preventing aggression in psychiatric wards due to its ease of application, low cost, and solution-oriented approach.

LookUs & Online Makale