Psikiyatri Hemşireliği Dergisi - J Psy Nurs: 5 (1)
Cilt: 5  Sayı: 1 - 2014
1.
Ön Sayfalar
Frontmatter

Sayfalar I - III

ARAŞTIRMA MAKALESI
2.
Karaciğer Nakli Yapılan Hasta Ve Hasta Yakınlarının Psikososyal Durumlarının Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi
The Psychsocial Status Of Liver Transplant Patient And Their Relatives On The Effect Of Quality Of Life
Nesiba Kaçmaz, Gül Ünsal Barlas
doi: 10.5505/phd.2014.98598  Sayfalar 1 - 8
AMAÇ: Bu çalışma, karaciğer nakil ameliyatı olmuş hastaların ve onların bakımından sorumlu hasta yakınlarının ruhsal durumlarını ve ruhsal durumlarının yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemeyi amaçlamaktadır
YÖNTEMLER: Bu tanımlayıcı ve kesitsel çalışma, bir üniversite hastanesinin karaciğer nakil merkezinde 2009-2010 yılları arasında nakil olan 18 hasta ve onların bakımından sorumlu 18 hasta yakını ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, klinik bulgular (Meld), Beck Depresyon Ölçeği, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analiz ve değerlendirmelerinde sıklık tabloları, merkezi ve yaygınlık ölçütleri ile Mann-Whitney U testi, Kruskall- Wallis Testi ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır.
BULGULAR: Hastaların yarısında ve hasta yakınlarının yarısından çoğunda ciddi düzeyde depresyon saptanmıştır. Depresyon, durumluk ve sürekli anksiyete puanı ortalamaları hasta yakınlarının hastalardan daha yüksek olduğu, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur. Hastaların yaşam kalitesinin fiziksel fonksiyon ve rol güçlüğü ile depresyon puanının ve ağrı, canlılık ve ruhsal sağlık ile durumluk kaygı puanı arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Hasta yakınlarının yaşam kalitesinin fiziksel ve ruhsal birçok alt boyutunun depresyon, durumluk ve sürekli kaygı puanları arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır.
SONUÇ: Nakil sonrası hasta ve hasta yakınlarının anksiyete ve depresyon düzeylerinin yüksek olduğu, ruhsal durumun yaşam kalitesini etkilediği, bu bağlamda nakil sonrasında destek grupları oluşturmanın ve ruhsal durum ile yaşam kalitesini iyileştirmeye odaklanan programlar geliştirmenin gerekli olduğu söylenebilir.
OBJECTIVE: The aim of this study is to determine the effect on quality of life, of the mental states of the patients who had liver transplant surgery and their relatives who are responsible for the care of them.
METHODS: This descriptive and cross-sectional study, were performed in the liver transplantation center of a university hospital with 18 patients transferred between 2009-2010 and their 18 caregivers. Data of the study were collected through Personal Information Form, clinical findings (Meld), Beck Depression Inventory, the SF-36 Quality of Life Scale and the State-Trait Anxiety Inventory. In the analysis and evaluation of the data obtained in the study, frequency table, central and prevalence criteria and Mann-Whitney U test, Kruskal-Wallis test and Spearman correlation analysis were employed.
RESULTS: Half of patients and more than half of relatives of the patients were found severely depressed. Depression, state and trait anxiety mean score was higher in relatives of the patient than the patients. The difference was not statistically significant. We have found a significant moderate negative relationship between the patients’ physical function and physical role difficulties with depression score and pain, vitality and mental health with state anxiety score. We found that there is a moderate negative relationship between the relatives of the patients depression and anxiety score with a lot of physical and mental quality of life subscale.
CONCLUSION: The high rate of depression and anxiety seen on the post transplant patient and their relatives. Mental states that affects quality of life in this reveals the importance of the establishment of therapeutic groups and the need for the creation of support groups.

3.
İnfertilite: Umutsuzluk Perspektifinden bir inceleme
Infertility: An examination hopelessness perspective
Gülseren Keskin, Aysun Babacan Gümüş
doi: 10.5505/phd.2014.07269  Sayfalar 9 - 16
AMAÇ: Amaç: İnfertilite tıbbi, psikiyatrik, psikolojik ve sosyal yönleriyle psişik travmaya neden olan bir kriz durumudur. Üreme tekniklerindeki gelişmeler, hastalara bir yönüyle umut olurken, diğer yandan özellikle kadınlarda üzüntü, kontrol kaybı, damgalanma gibi durumlar da yaratmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışmada infertilite tedavisi gören kadınlarda umutsuzluk ve umutsuzluğu etkileyebilecek benlik saygısı, çift uyumu, kişilik özellikleri ve sosyodemografik değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEMLER: Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı nitelikteki bu araştırma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Planlaması ve Kısırlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde 2009 - 2010 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 141 kadın oluşturmuştur. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ), Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ) ve Mizaç ve Karakter Envanteri (MKE) kullanılarak toplanmıştır.

BULGULAR: Bulgular: Yaş ortalaması 32.21 (SD=4.73) olan infertil kadınların RBS֒den aldıkları puan ortalaması 5.13 (SD=3.52), BU֒den aldıkları puan ortalaması 7.52 (SD=3.82) olarak belirlenmiştir. Çalışma grubunu oluşturan kadınlarda benlik saygısı %37.3’ünde düşük, %45.6’sında orta, %17.9’unda yüksektir. Düşük gelirli grupta BU֒den alınan puanlar anlamlı düzeyde daha düşüktür (F=12.35, p<0.01). Görücü usulü ile evlenen kadınların umutsuzluk düzeyleri daha yüksektir (F=3.63, p<0.05). Kadınlarda çift uyumu ile umutsuzluk arasındaki ilişki negatif yönde orta düzeydedir (r=-0.445, p<0.01). Çalışmaya katılan kadınlardan infertilite tedavi görme süresi en uzun olanlar BU֒den daha yüksek puan almışlardır (F=2.88, p<0.05). Kadınların RBSÖ ve BU֒den aldıkları puanlar arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0.445, p<0.01). Regresyon analizi sonuçlarına göre sorumluluk, beceriklilik ve kendini unutma şeklindeki üç karakter özelliği kadınlarda umutsuzluğu yordayan değişkenler olarak saptanmıştır (F=16.36; p<0.01).

SONUÇ: Sonuç: Benlik saygısı, çift uyumu ve karakter özellikleri infertil kadınlarda umutsuzluğu etkileyen değişkenlerdir. İnfertilite tedavi sürecinde destekleyici psikososyal yaklaşımlara yer verilmesi yararlı olacaktır.

OBJECTIVE: Objective: An Infertility medical, psychiatric, psychological and social aspect of the psychic trauma is causing a crisis situation. Developments in reproduction techniques, patients with a direction of hope, while on the other hand, especially in women of sadness, loss of control, are creating situations such as stigma. In this direction, in this study, despair and hopelessness in women undergoing infertility treatment that may affect self-esteem, dyadic adjustment, personality traits and socio-demographic variables examined were aimed.

METHODS: Method: Cross-sectional and descriptive nature of this research, Ege University Medical Faculty Hospital, Family Planning and Infertility Research Center has been made between 2009-2010. The study sample consisted of 141 women. Data was collected using Information Form, Beck Hopelessness Scale ( BHS), Rosenberg Self-Esteem Scale (RSES ), Dyadic Adjustment Scale (DAS ), and the Temperament and Character Inventory ( TCI).

RESULTS: Results: Mean age was 32.21 (SD = 4.73) than that of infertile women get RSES mean score 5.13 (SD = 3.52), BHS scores taken from the average of 7.52 ( SD = 3.82 ), respectively. Self-esteem in women in the study group 37.3% low, 45.6% moderate, 17.9% is higher. In low-income groups from BHS scores significantly lower (F = 12.35, p < 0.01). Arranged married women with higher levels of hopelessness (F = 3.63, p < 0.05). The relationship between dyadic adjustment in women with negative moderate levels of hopelessness (r = -0,445, p < 0.01). Infertility treatment in women participating in the study period than the long ones BHS scored higher (F = 2.88, p < 0.05). Women between the RSES and receive their scores from BHS significant positive correlation was found ( r = 0.445, p < 0.01). According to the results of the regression analysis of responsibility, resourcefulness and self- forget -shaped feature three characters in women has been identified as predictors of hopelessness (F = 16: 36, p < 0.01).

CONCLUSION: Conclusion: Self-esteem in women infertile couples harmony and character traits are variables affecting despair. In the process of infertility treatment will be useful to include supportive psychosocial approaches.


4.
Hermeneutic photography. An innovative intervention in psychiatric rehabilitation founded on concepts from Ricoeur.
Jan Sitvast
doi: 10.5505/phd.2014.69772  Sayfalar 17 - 24
This article is about an intervention or approach in mental health care that has been developed and conceived from hermeneutics, more specifically the hermeneutics of Ricoeur. The intervention we called the photo-instrument. In this intervention photography is used as a means to assist patients in a process of meaning making from experiences in their life world. It aims at empowerment and strengthening the agency of patients. It does so by facilitating storytelling. Mimesis, as interpreted by Ricoeur, was found to be a central concept with which we could explain the therapeutic working of the approach and legitimize its ethical claims of empowerment and recovery. Another aspect is the concordance between narrative and action, as described by Ricoeur, which has a pendant in the goal orientation of the photography intervention. At the same time it will be demonstrated that experiences from professional practice (nurses applying the intervention) feedback on the theory and enrich it with new insights, e.g. on ‘iconic representation’.

5.
Psikiyatri Hemşirelerinin Profesyonel Davranışlarının Belirlenmesi
Determining the Professional Behavior of Psychiatric Nurses
Satı Demir, Nazmiye Kocaman Yıldırım
doi: 10.5505/phd.2014.77487  Sayfalar 25 - 32
AMAÇ: Bu çalışma psikiyatri kliniklerinde çalışan ve hemşirelik öğrencilerinin eğitiminde görev alan psikiyatri hemşirelerinin profesyonel davranışlarının düzeyini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEMLER: Tanımlayıcı tipteki bu çalışmada; 100 katılımcıya ulaşılmış ve veriler Hemşirelikte Profesyonelliğe İlişkin Davranışsal Envanter (HPDE) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde yüzdelik, ANOVA, t testi, Kruskall Wallis testi, Mann Whitney-U testi kullanılmıştır.
BULGULAR: Araştırmaya katılan hemşirelerin %67’si şu anda hastanede ve %46’sı servis hemşiresi olarak çalışmaktadır. Hemşirelikte HPDE puan ortalaması 10.54±6.48 (min=0.00, max=25.00) olarak saptanmıştır. HPDE alt grup puan ortalamalarının yüksek puandan düşük puana doğru sıralaması; “teori, eğitimsel hazırlık, yeterlilik ve sürekli eğitim, hemşirelik kodları, meslek örgütlerine üyelik, araştırma, yayın, toplumsal hizmet, otonomi” şeklindedir. Yaşın, eğitim durumunun artması HPDE puan ortalamasının artmasında etkili olduğu saptanmıştır (p≤0.03). Görev yerine göre otonomi dışında tüm alt grup puanları arasında (p≤0.002), şu andaki göreve göre ise tüm alt grup puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (p≤0.02) bulunmuştur.
SONUÇ: Bu çalışmada hemşirelerin profesyonellik puanlarının düşük olduğu görülmüştür. Hastanede psikiyatri servislerinde çalışan hemşirelerin eğitim düzeyinin yükseltilmesi, lisansüstü eğitim alması, araştırma/yayın yapma ve bilimsel aktivitelere katılmaya teşvik edilmesi ve desteklenmesi, hemşirelik eğitiminde etik kodların öğretilmesi önerilmektedir.
OBJECTIVE: This study was conducted for the purpose of determining the factors influencing and the level of the professional behaviors of psychiatric nurses working in the psychiatric clinic and assuming a role in the training of nursing students.
METHODS: In this descriptive study, 100 participants were accessed and the data was collected with the Behavioral Inventory for Professionalism in Nursing (BIPN). Percentile, ANOVA, t test, Kruskall Wallis test, and Mann Whitney-U test were utilized in the analysis of data.
RESULTS: A proportion of 67% of nurses participating in the study currently work at the hospital and 46% work as psychiatric service nurses. The mean BIPN score was determined to be 10.54±6.48 (min=0.00, max=25.00). The ordering of the mean BIPN sub-group scores from the highest score to the lowest score is as follows: “theory, educational preparation, competency and constant education, nursing code of ethics, membership in professional organizations, research, publication, community service, autonomy. It was determined that the increase of age and status of education has an impact on the increase of the mean BIPN scores (p≤0.03). A statistically significant difference was determined between all subgroup scores other than autonomy depending on location of duty (p≤0.002) and between all sub-group scores depending on current duty (p≤0.02).
CONCLUSION: In this study it was observed that the professionalism scores of nurses were low. Enhancing the level of education of nurses working in the psychiatric service in the hospital and encouraging and supporting them in receiving postgraduate education, engaging in research/publications, and participating in scientific activities, and teaching them nursing code of ethics is recommended.

6.
Bir Devlet Hastanesinde Çalışan Hemşirelerin Uyku Kalitesi ve Genel Ruhsal Durumlarına Etkisi
The Quality of Sleep and Effects on General Mental Health of Nurses Who Works in a State Hospital
Nevin Günaydın
doi: 10.5505/phd.2014.63935  Sayfalar 33 - 40
AMAÇ: Bu çalışma, bir devlet hastanesinde çalışan hemşirelerin uyku kalitesini ve ruhsal bozuklukla ilişkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir.
YÖNTEMLER: Çalışma, 2011 Ocak-Şubat aylarında yapılan tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini Ordu’da bir devlet hastanesinde çalışan 105 hemşire oluşturmuştur. Araştırma verileri, “Kişisel Bilgi Formu”, “Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)”, ”Genel Sağlık Anketi (GSA)” kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde ki-kare testi, t testi, korelasyon testleri kullanılmıştır.
BULGULAR: Hemşirelerin %70.9’unun uyku kalitesinin düşük olduğu ve %52.9’unun ruhsal sorunu olduğu belirlendi. Ruhsal sağlık durumu (GSA puanı) ile uyku kalitesi (PUKİ puanı) arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulundu (r=0.524, p<0.001). Uyku kalitesinin eğitim düzeyi (r=0.211, p<0.05), çalışma yılı (r=0.458, p<0.01), nöbetten sonra yorgun hissetme (r=0.467, p<0.01) ve hasta sayısı (r=0.211, p<0.01) ile arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı ilişki bulundu. Ruh sağlığı durumunun (GSA) çalışma saati (r=0.393, p<0.01), sosyal yaşantıyı bozması (r=0.302, p<0.01), evlilik düzenini bozması (r=0.225, p<0.01), çocukların bakım düzenini bozması (r=0.255, p<0.01) ile arasında da pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı ilişki olduğu bulundu.
SONUÇ: Hemşirelerin büyük kısmının uyku kalitesinin kötü olduğu saptandı. Hemşirelerin uyku kalitesi arttıkça, ruh sağlığının (GSA ortalamasına göre) iyileştiği bulundu. Eğitim düzeyi, çalışma yılı, hemşire başına düşen hasta sayısı, haftalık çalışma saati ile uyku kalitesi düzeyi arasında ilişki olduğu bulundu.
OBJECTIVE: This research was conducted to determine the sleep quality of nurses who working in a state hospital and to determine the relationship between the sleep quality and mental disorders. This study was carried out in the type of descriptive research.
METHODS: This study was made as a descriptive study in 2011 January-February. The research consisted of nurses working in the state hospital in Ordu; however a total of 105 comprised research sample. The research data were collected by using “Personal Information Form, Pittsburg Sleep Quality Index (PSQI), General Health Questionnaire (GHQ)”. Chi-square test, t-test, correlation tests were used in statistical analysis.
RESULTS: According to PSQI, poor sleep quality of nurses by 70.9%. According to GHQ, was determined to be the mental health problem by 52.9%of the nurses. There is a positive, moderate level significant relationship between the mental health status and quality of sleep (r=0.524, p<0.001). A significant positive moderate level correlation was found between the sleep quality (PSQI) and education level (r=0.211, p<0.05), working years (r=0.458, p<0.01), of feeling tired after shift-work (r=0.467, p<0.01), the number of patients per nurse (r=0.211, p<0.01). A positive significant weak level correlation was found between the general health status (GHQ) and working hours (r=0.393, p<0.01), reversal of order of social life (r=0.302, p<0.01), the disturbing marriage scheme (r=0.225, p<0.01), disturbing children’s care (r=0.255, p<0.01).
CONCLUSION: The majority of nurses were found to be poor quality of sleep. Increase the nurses’ sleep quality, mental health status was found to heal. There is a relationship was found between the sleep quality and the level of education, working years, the number of patients per nurse, weekly working hours.

7.
Hemşirelerin İş Doyumunda Duygusal Zekânın Rolü
The Role Of Emotional Intelligence In Job Satisfaction Of Nurses
Ayşe Buyukbayram, Ayça Gürkan
doi: 10.5505/phd.2014.50470  Sayfalar 41 - 48
AMAÇ: Araştırma, hemşirelerin iş doyumların da duygusal zekânın etkisini incelemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı,kesitsel bir araştırmadır.


YÖNTEMLER: Araştırma verileri hemşirelerin tanımlayıcı özelliklerini belirlemek için oluşturulan soru formu, Duygusal Zeka Ölçeği (Bar on EQ-i), Minnesota İş Doyumu Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Türkiye’de, İzmir ilinde Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi’nde aktif olarak çalışmakta olan toplam 601 hemşireyi kapsamaktadır. Araştırmaya katılım oranı % 55.4’ tür.
BULGULAR: Hemşirelerin genel iş doyumu ortalamasının 3.21±0.65, içsel doyum ortalamasının 3.49±0.66 orta düzeyin üzerinde olduğu ve dışsal doyum ortalamalarının 2.79±0.76 düşük olduğu bulunmuştur. Toplam duygusal zeka ortalamalarının 3.79 ± 0.01 olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin toplam duygusal zeka ortalamaları ile iş doyumu alt boyutlarından “Genel Doyum”, “İçsel Doyum” ve “Dışsal Doyum” arasında zayıf düzeyde pozitif yönde ilişki olduğu saptanmıştır.
SONUÇ: Hemşirelerin duygusal zekâ becerileri iş doyumlarını etkilemektedir. Fakat araştırmada, hemşirelerin iş doyumu düzeylerinin düşük bulunmasının nedeni olarak iş doyumunu etkileyen başka etkenlerin olduğu düşünülmektedir.
OBJECTIVE: This research was conducted with the aim of examining the role of emotional intelligence in job satisfaction of nurses.
Emotional intelligence is an important factor that can measure the performance of individuals in their professional life beyond their daily life. In other words, it is a factor that increases/decreases their potential of being successful, affects job satisfaction, contributes to the measurement of leadership qualities and develops the communication and interaction in the working group. It is considered that job satisfaction is one of the most important necessities of being successful, happy and productive; therefore, for nurses who are required to be in constant communication with their supervisors, colleagues and patients and whose professional life directly affects their daily life and demands continuous devotion, job satisfaction and emotional intelligence are very important.

METHODS: Data was collected via questionnaire which was developed to determine the defining characteristics of nurses, Bar-On Emotional Quotient Inventory (Bar-On EQ-i), and Minnesota Job Satisfaction Questionnaire. The study involves 601 nurses working in Atatürk training and research hospital in Izmir, Turkey. The participation proportion is 55.4%.
RESULTS: It was found that the general job satisfaction average score is 3.21±0.65 and intrinsic satisfaction average score is 3.49±0.66 which are above the medium level, and extrinsic satisfaction average score is 2.79±0.76 which is low. The total Emotional Intelligence average score is 3.79 ± 0.01. There is weak positive correlation between the nurses’ total Emotional Intelligence average score and sub-factors of job satisfaction namely “General Satisfaction”, “Intrinsic Satisfaction” and “Extrinsic Satisfaction”.
CONCLUSION: It is concluded that emotional intelligence ability of nurses influences their level of job satisfaction. Nevertheless, the research indicates that there are other factors which cause low job satisfaction level of nurses.

8.
Öğrenci Hemşirelerin Şiddet Deneyimleri: Anket Çalışması
Nursing students’ experiences of violence: A Questionnaire Survey
Neslihan Keser Özcan, Hülya Bilgin, Zeliha Tülek, Nur Elçin Boyacıoğlu
doi: 10.5505/phd.2014.91886  Sayfalar 49 - 56
AMAÇ: Bu çalışmada, hemşirelik öğrencilerinin özel yaşamlarında ve klinik uygulamalar sırasında maruz kaldıkları şiddetin doğasını araştırmak amaçlanmıştır. Ayrıca, klinik uygulamalar sırasında meydana gelen şiddete katkıda bulunan faktörler de incelenmiştir.
YÖNTEMLER: 1200 hemşirelik öğrencisinin kişisel özellikleri ve şiddetle ilgili deneyimleri hakkında bilgi toplamak amacıyla bir anket formu kullanılmıştır
BULGULAR: Hemşirelik öğrencilerinin hem özel yaşamlarında, hem de klinik uygulamalar sırasında farklı şiddet türlerine maruz kaldıkları belirlenmiştir. Öğrenciler en fazla sözel agresyona maruz kalırken, klinik uygulamalarda görülen sözel ve fiziksel saldırıların çoğunlukla hastalar ve yakınları tarafından gerçekleştiği görülmüştür. Hemşirelik öğrencileri saldırılar sonrası öfke, korku ve anksiyete gibi emosyonel güçlükler yaşadıklarını belirtmiştir. Ayrıca, öğrencilerin psikiyatri kliniklerinde çalışırken kendilerini güvende hissetmedikleri belirlenmiştir. Özel yaşamlarında kötüye kullanıma maruz kalan öğrencilerin, klinik uygulamalar sırasında da şiddete daha fazla maruz kaldıkları saptanmıştır.
SONUÇ: Bu çalışma sonuçları, hemşirelik öğrencilerinin şiddete çoğunlukla maruz kaldıklarını ve acil önlemler alınmasının gerekli olduğunu göstermektedir. Şiddet yönetimi ve baş etme stratejileri, hemşirelik müfredatına dahil edilmelidir.
OBJECTIVE: The purpose of this study was to identify the nature of violence experienced by nursing students, both in their private lives and during their work in clinical practice. In addition, we assessed factors that contributed to violence occurring during clinical practice.
METHODS: A questionnaire, administered to 1200 nursing students, was used to collect personal characteristics of students and their experience with violence.
RESULTS: Results showed that student nurses were exposed to multiple types of violence during their private and professional life. Students most commonly experienced verbal aggression. Verbal and physical assaults that occurred during clinical practice were mostly from patients and their relatives. Following an assault, nursing students experienced emotional difficulties including anger, fear, and anxiety. In addition, students felt unsafe working at psychiatric clinics. Furthermore, students who were abused in their private life also reported greater exposure to violence during clinical practice.
CONCLUSION: The current findings show that student nurses are often exposed to violence and that urgent preventions are needed. Consequently, violence management and coping strategies should be included in nursing curriculum

TEZ TANITIM
9.
Koroner anjiyografi ve perkütan transluminal koroner anjiyoplasti işlemi öncesi uygulanan müzik eşliğinde progresif kas gevşeme egzersizinin bireylerin anksiyete düzeylerine olan etkisi
The Effect Of Progressive Muscle Relaxation And Listening To Music Applied Before Coronary Angiography And Percutaneous Transluminal Coronary Angioplasty Process Over People’s Levels Of Anxiety
Özgür Demir
Sayfalar 57 - 58
Makale Özeti | Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale