Journal of Psychiatric Nursing - J Psy Nurs: 12 (3)
Volume: 12  Issue: 3 - 2021
1.Editorial
Neslihan Keser Özcan
Page I

RESEARCH ARTICLE
2.The effect of community mental health center services on the frequency of hospital admission, severity of disease symptoms, functional recovery, and insight in patients with schizophrenia
Fatma Çoker, Arzu Yalçınkaya, Münevver Çelik, Aysun Uzun
doi: 10.14744/phd.2021.18199  Pages 181 - 187
GİRİŞ ve AMAÇ: Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) ağır ruhsal bozukluğu olan bireylerin hayatın içinde yer almalarını sağlamak amacıyla kurulmuş, psikososyal destek hizmeti veren, takip ve tedavilerinin yapılmasını sağlayan, aynı zamanda hastaneye yatış sayılarını azaltmaya çalışan merkezlerdir. Bu araştırmada; TRSM’de yürütülen rehabilitasyon hizmetlerinin şizofreni hastalarında hastaneye yatış sıklığı, hastalık semptomlarının şiddeti, işlevsel iyileşme ve içgörü üzerine olan etkisini incelemek amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu araştırmaya TRSM’ye, en az bir yıl süreyle devam etmiş şizofreni hastaları dahil edilmiştir. TRSM’ye başladıklarında ve birinci yılın sonunda Pozitif-Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS), Şizofreni Hastalarında İşlevsel İyileşme Ölçeği (ŞİLÖ), İçgörünün Üç Bileşenini Değerlendirme Ölçeği (İÜBDÖ) testleri uygulanmıştır.
BULGULAR: Yaş ortalaması 41.9±8.9 (33–51 yaş aralığı) olan 47 hasta (24 erkek, 23 kadın) araştırmaya dahil edilmiştir. TRSM hizmetlerinden faydalanan şizofreni hastalarının hastaneye yatış sıklığının anlamlı düzeyde azaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). TRSM hizmeti aldıktan sonraki PANSS Pozitif Ölçek, Negatif Ölçek, Genel Psikopatoloji Ölçeği ve Ölçek toplam puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük, İÜBDÖ puan ortalaması ve ŞİLÖ puan ortalaması ise istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırmada elde dilen bulgular TRSM'de uygulanan rehabilitasyon hizmetlerinin hastaneye yatış sayılarını azalttığını, hastalık semptomlarının şiddeti, işlevsel iyileşme ve içgörü üzerinde de anlamlı derecede etkisinin olduğunu göstermektedir.
INTRODUCTION: A community mental health center (CMHC) is a local, non-hospital facility established to provide psychosocial support, treatment, and follow-up to patients with mental health disorders in an environment that allows them to remain part of the community and take part in life and thereby reduce the number of hospitalizations. The aim of this study was to examine the effects of CMHC rehabilitation services related to the frequency of hospitalization, severity of disease symptoms, functional recovery, and insight in patients with schizophrenia.
METHODS: Schizophrenia patients who were treated at a single CMHC for at least 1 year were included. The Positive and Negative Syndrome Scale (PANSS), the Functional Remission of General Schizophrenia Scale (FROGS), and the Schedule for Assessment of Insight (SAI) were administered when they first presented at the CMHC and at the end of the first year of attendance.
RESULTS: A total of 47 patients (24 males, 23 females) with a mean age of 41.9±8.9 years (range: 33–51 years) were included in the study. The results indicated that the frequency of hospitalization of schizophrenia patients who received care at the CMHC decreased significantly (p<0.05). The mean PANSS positive symptom subscale, negative symptom subscale, general psychopathology subscale, and total score recorded after a year of CMHC participation were statistically significantly lower, and the mean SAI and FROGS scores were statistically significantly higher (p<0.001).


DISCUSSION AND CONCLUSION: The study findings showed that rehabilitation services provided by the CMHC reduced the number of hospitalizations and had a significantly positive effect on the severity of disease symptoms, functional recovery, and insight.

3.The profile of nurses in psychiatric units: Istanbul sample
Fahriye Oflaz, Nur Elçin Boyacıoğlu, Sevil Yılmaz, Özge Sukut, Nareğ Doğan, Semra Enginkaya
doi: 10.14744/phd.2021.59672  Pages 188 - 197
GİRİŞ ve AMAÇ: Hemşireler, ruh sağlığı hizmetlerindeki işgücünün bel kemiğidir. Ancak ruh sağlığı hizmetleri ile ilgili profil araştırmalarında psikiyatri alanında çalışan hemşirelerin özellikleri, rolleri ve işlevleri hakkında niteliksel ve niceliksel kanıtlar yetersizdir. Bu araştırma, psikiyatrik bakım hizmeti verilen birimlerde çalışan hemşirelerin profilini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.


YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki çalışma, İstanbul'da 2017-2019 yıllarında psikiyatri servislerinde çalışan 307 hemşirenin kişisel ve mesleki özelliklerini ortaya koymak amacıyla uygulandı. Veriler, kişisel ve mesleki deneyimler, hizmet sunumu ve çalışma koşulları hakkındaki 46 soruluk bir dijital anket ile toplandı.
BULGULAR: Çalışmanın bulguları hasta/hemşire oranının yetersiz olduğunu ve uygun olmayan fiziksel ortam, güvenlik eksikliği ve destek personeli eksikliğinin hemşireler tarafından en çok dile getirilen sorunlar olduğunu göstermiştir. Hemşireler psikiyatri birimlerinde hala geleneksel rolleri yerine getirmektedirler.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, psikiyatri birimlerinde çalışan hemşirelerin mesleki durumlarını bir ayna gibi yansıtmaktadır. Psikiyatri alanında ki hemşirelerin, çalışmalarının odağını birey ve iyileşme merkezli bakıma çevirmeleri gerekmektedir. Psikiyatri yatan hasta birimlerinde hasta/hemşire oranı için kanıta dayalı standartlar bulunmamaktadır. Psikiyatri servislerinde hemşire kadrolarının uluslararası ve çağdaş kriterlere göre incelenmesi gerekmektedir.
INTRODUCTION: Nurses are the backbone of the workforce in mental healthcare. However, profile studies of nurses working in mental health services are limited, and provide inadequate qualitative and quantitative evidence about the characteristics, roles and functions of nurses who work in psychiatric settings. The aim of this study was to examine and provide a profile of nurses working in Istanbul psychiatric care units
METHODS: A descriptive and cross-sectional design was used to analyze the personal characteristics, work conditions, and job-related experiences of 307 nurses working in psychiatric service units in Istanbul in 2018-2019. Data were collected using a 46-question digital survey of personal and professional experiences, services performed, and work conditions
RESULTS: The nurses’ responses revealed that they felt that the patient/nurse ratio was insufficient and that the physical environment was inadequate, there was a lack of sufficient safety, and insufficient support personnel. Nurses still fulfill a very traditional role in psychiatric settings.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study illustrates some of the work-related concerns and experiences of nurses serving in psychiatric service units. A greater focus on personal, recovery-centered care according to evidence-based standards for the patient/nurse ratio and other international criteria and knowledge is needed.


4.Assessment of mental health literacy of health professionals
Bediye Öztaş, Arzu Aydoğan
doi: 10.14744/phd.2021.43265  Pages 198 - 204
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı ruh sağlığı birimleri dışında çalışan sağlık profesyonellerinin ruh sağlığı okuryazarlık düzeylerini belirlemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma tanımlayıcı ve kesitsel olarak yürütülmüştür. Çalışma bir eğitim ve araştırma hastanesinde ruh sağlığı birimleri dışında çalışan 239 sağlık profesyoneli (hemşire, diyetisyen, ebe, sağlık memuru, biyolog, sosyal hizmet uzmanı, çocuk gelişim uzmanı) çalışmaya katılım sağlamıştır. Verilerin toplanmasında sosyodemografik veri formu ile Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (RSOY-Ölçeği) kullanılmıştır. Verilerin analizinde ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, yüzdelik ifadeler ile Mann Whitney U ve Kruskall Wallis testleri kullanılmıştır.
BULGULAR: Katılımcıların yaş ortalaması 29.93±8.71, çalışma sürelerinin ortalaması 8.9±9.04’dür. Katılımcıların çoğunluğunu kadınlar (n=206, %86.2) oluştururken, bekarlar (n=140) %58.6’sını oluşturmaktadır. Ölçekten alınan toplam puan ortalaması; 16.96±3.30, bilgi alt ölçek puan ortalaması; 8.45±1.69, inanç alt ölçek puan ortalaması; 5.32±1.70, kaynak alt ölçek puan ortalaması; 3.19±1.25olarak bulunmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre yaş, medeni durum, eğitim durumu ve meslek değişkenine göre ölçek puanları istatistiksel olarak farklılık gösterirken cinsiyete göre farklılık göstermemektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmaya katılan sağlık profesyonellerinin ruh sağlığı okuryazarlık düzeylerinin istendik düzeyde olmaması nedeniyle konu ile ilgili eğitim programlarının düzenlenmesinin ruh sağlığı alanında hasta çıktılarına olumlu katkılar sağlayacağı değerlendirilmektedir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to determine the level of mental health literacy (MHL) of healthcare professionals who do not work in a mental health unit.
METHODS: This was a descriptive, cross-sectional study. The study group comprised 239 health professionals (nurses, dieticians, midwives, medical assistants, biologists, social service specialist, child development specialists) who worked in departments other than the mental health unit of a training and research hospital. A sociodemographic data form and the Mental Health Literacy Scale (MHLS) were used to collect the study data. The mean, SD, minimum and maximum values, and percentage were used to describe the data after analysis using the Mann-Whitney U test and the Kruskal-Wallis test.
RESULTS: The mean age of the participants was 29.93±8.71 years, and they had a mean of 8.9±9.04 years of professional experience. The majority of the participants were female (n=206; 86.2%), and single (n=140; 58.6%). The mean total MHL score was 16.96±3.30. The mean knowledge subscale score was 8.45±1.69, and the mean score of the belief subscale was 5.32±1.70. Age, marital status, education level, and occupation were significant; gender was not a statistically significant variable.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The MHL level of the health professionals participating in the study was above average, but less than optimal. Educational programs to increase the knowledge of all healthcare staff would benefit patient care and promote early intervention.

5.Negative emotions and coping experiences of nursing students during clinical practices: A focus group interview
Hatice Öner, Seher Sarıkaya Karabudak
doi: 10.14744/phd.2021.59480  Pages 205 - 215
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmada, hemşirelik öğrencilerinin klinik eğitimler sırasında yaşadıkları olumsuz duygular ile baş etme deneyimlerinin ortaya konması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi 2018-2019 eğitim öğretim yılı, Hemşirelik Fakültesinde 2, 3 ve 4. sınıfta okuyan toplam 10 öğrenci araştırmanın çalışma grubunu oluşturmuştur. Çalışma grubu maksimum çeşitlilik örneklemesine göre belirlenmiştir. Araştırma, niteliksel, olgu bilim (fenomenolojik) desende yapılmıştır. Veriler, odak grup görüşmesi ile toplanmıştır. Verilerin analizinde ve modellerin oluşturulmasında MAXQDA 2018 programından yararlanılmıştır. Veriler betimsel analiz ile ortak/benzer temalara göre düzenlenmiştir.
BULGULAR: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, öğrencilerin “klinikte yaşanan duygular”, “klinikte yaşanan duyguların etkileri” ve “olumsuz duygularla başa çıkma şekli” olmak üzere üç tema ve bunlarla ilişkili alt temalar belirlenmiştir. Olumsuz duygulardan en fazla öfke, üzüntü, çaresizlik umutsuzluk, olumlu duygular olarak en fazla mutluluk, vicdan ve empatiyi yaşadıkları belirlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Öğrencilerin yaşadığı olumsuz duyguların psikolojik, akademik, fiziksel ve sosyal alanda farklı etkileri olmakla birlikte, baş etme şekillerinin en fazla kabullenme, telkin ve iletişim olduğu görülmüştür. Klinik ortamın ve klinik eğitiminin güçlendirilmesine ilişkin önerilerde bulunulmuştur.
INTRODUCTION: This study aimed to reveal negative emotions experienced by nursing students during clinical training and their coping experiences.
METHODS: A total of 10 students studying at Aydın Adnan Menderes University Faculty of Nursing during the 2018–2019 academic year at 2nd, 3rd, and 4th grades constituted the study group. The study group was determined according to maximum diversity sampling. The study was conducted in a qualitative, phenomenological design. The data were collected through a focus group interview. The MAXQDA 2018 program was utilized in the data analysis and the creation of models. The data were arranged according to common/similar themes with descriptive analysis.
RESULTS: According to the results obtained from the study, three themes, including “emotions experienced in the clinic,” “the effects of emotions experienced in the clinic,” and “the way of coping with negative emotions,” and related sub-themes were identified.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was determined that nursing students experienced anger, sadness, helplessness, and despair at most among negative emotions, and they experienced happiness, conscience, and empathy at most among positive emotions. Although negative emotions experienced by students had different effects on psychological, academic, physical, and social fields, the coping ways were observed to be acceptance, indoctrination, and communication at most. Recommendations were made on strengthening the clinical environment and clinical training.

6.Parents’ attitute towards the sexuality of their adolescents with mental deficiency: a qualitative research
Nur Elçin Boyacıoğlu, Zeynep Dilşah Karaçam, Neslihan Keser Özcan, Onur Sert
doi: 10.14744/phd.2021.60251  Pages 216 - 226
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma zihinsel yetersizliğe sahip ergen ebeveynlerinin çocuklarının cinselliği hakkındaki görüşlerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, niteliksel araştırma yöntemlerinden “fenomenolojik yöntem” kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Şubat- Mart 2018 tarihleri arasında, Sakarya İli sınırları içerisinde bulunan özel bir rehabilitasyon merkezinde eğitim alan çocukların ebeveynleri (n=27) ile yürütülmüştür. Görüşmeler, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak, bireysel olarak gerçekleştirilmiştir. Veriler MAXQDA Plus Programı kullanılarak, betimsel analiz tekniği ile analiz edilmiştir.
BULGULAR: Zihinsel yetersizliğe sahip çocuğu olan ebeveynlerin, çocuklarının cinselliği kapsamında dört tema belirlenmiştir. Bu temalar: 1- Farkında olmama- Görmezden gelme (Sorundan haberdar olmadıkları ya da hiç düşünmediklerine ilişkin ifadeler), 2-Yetersizlik/Damgalanma (çocukları cinsel tutum sergilediğinde ne yapacaklarını bilememeleri ile ilgili ifadeler), 3- Engellemeye çalışma (çocuklarının bu davranışlarını kısıtlama ile ilgili ifadeler), 4- Yardım çağrısı (Kendilerini yetersiz hissettikleri için bilen birilerinden yardım alma istekleriyle ilgili ifadeler).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma sonucunda ebeveynlerin, çocuklarının cinselliği hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmadıkları; sorunla karşılaştıklarında öncelikle çevreden gelebilecek olan eleştiriler karşısında rahatsız oldukları; çocuklarını engellemeye çalıştıkları; ve bu konuda uzmanlardan destek almak istedikleri belirlendi.
INTRODUCTION: This research aims to evaluate parents’ opinions about the sexuality of their children with mental deficiency (MD).
METHODS: This research was conducted using the phenomenological method, and it involved the parents of children (n=27) enrolled at a special rehabilitation center in Sakarya Province between February and March in 2018. Individual interviews were conducted using the semi-structured interview technique. Data were analyzed through descriptive analysis by using MAXQDA Plus.
RESULTS: Four themes emerged from the parents’ opinions about the sexuality of their children with MD, as follows: 1) “Not aware/ignoring” (statements showing the parents’ being unaware of the problem or showing that they are not thinking about it), 2) “Feeling incompetent/stigmatized” (statements showing that the parents do not know what to do when their children exhibit sexual attitudes), 3) “Trying to prevent it” (statements regarding limiting their children’s actions), and 4) “Calling for help” (statements regarding their feeling incompetent and their need for help from someone who is knowledgeable about dealing with their situation).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The parents lack sufficient knowledge about their children’s sexuality. They are also uncomfortable in facing criticism from others when problems related to their children’s sexuality arise. Moreover, they try to prevent their children from exhibiting problematic sexual behaviors. They also want to seek help from specialists in dealing with concerns related to their children’s sexuality.

7.The relationship between postpartum maternal traumatic stress and bonding
Buse Şahin, Fadime Bayrı Bingöl
doi: 10.14744/phd.2021.57704  Pages 227 - 236
GİRİŞ ve AMAÇ: Postpartum travma sonrası stres bozukluğu, kadınların yanı sıra bebekleri ve aileleri için de önemli bir sağlık sorunudur. Annenin psikolojik iyilik hali anne-bebek bağlanmasını, bağlanma ise bebeğin psikolojik iyiliğinin temelini oluşturur. Bu çalışma doğumla ilgili postpartum travma sonrası stres bozukluğu ve bağlanma arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma, bebeği 6 aylık olan 360 kadınla yürütüldü. Araştırma verileri Tanımlayıcı Bilgi Formu, City Doğum Travması Ölçeği (CityDTÖ) ve Doğum Sonrası Bağlanma Ölçeği (DSBÖ) kullanılarak elde edildi. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov analizi ile değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde Kruskal Wallis, Mann Whitney U testi, Lojistik Regresyon Analizi yapıldı.
BULGULAR: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 29.24±3.52 ve çoğunluğunun eğitiminin lisans seviyesinde (%76,1) olduğu belirlenmiştir. Kadınların CityDTÖ puan ortalaması 20.23±14.32, %90,6’sının en az 1 ya da daha fazla belirtisi olduğu, %16,4’ünün DSM-5 teki Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)’nun tüm tanı kriterlerini karşıladığı saptanmıştır. Kadınların CityDTÖ puanları arttıkça bağlanma sorunlarının da arttığı görülmüştür (p<0,05, r= 0,431).Acil sezaryen, travayda fazla sayıda ve farklı kişiler tarafından yapılan vajinal muayene, anne veya bebekte komplikasyon gelişmesi travmatik stres puanını artırmaktadır (p<0,05). İstismar öyküsü, istenmeyen gebelik, Postpartum ten tene temasın sağlanmaması bağlanmayı olumsuz etkilemektedir (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırma kapsamına alınan kadınların, kadınların % 16,4’ünün TSSB için tüm tanı kriterlerini karşıladığını ve travmatik stres puanı arttıkça bağlanmanın olumsuz etkilendiği belirlenmiştir. Bu doğrultuda, TSSB ve bağlanma açısından risk taşıyan kadınlar postpartum daha yakından izlenmeli ve gerektiğinde sevk edilmelidir.

INTRODUCTION: Objectives: Postpartum post-traumatic stress disorder is an important health problem for women as well as their babies and families. The psychological well-being of the mother forms the mother-baby attachment, and attachment forms the basis of the baby's psychological well-being. This study was conducted to determine the effect of traumatic stress level on mother-infant bonding in the postpartum period.

METHODS: The research is a descriptive study. The research was conducted with 360 women whose babies were 6 months old. The research data were obtained by using the Descriptive Information Form, City Birth Trauma Scale and Postpartum Bonding Scale. Normal distribution of the data was assessed by Kolmogorov-Smirnov analysis. Kruskal Wallis, Mann Whitney U test and Logistic Regression were used to analyze the data.
RESULTS: It was stated that the mean of age women included in the study was 29.24±3.52 and themajority ofthem were at the bachelors degree (76.1%). In this study, it was determined that the mean total score of CityBiTS was 20.23±14.32 (0-60) and 90.6%(n=326) of women had at least 1 or more symptoms. It was determined that women in the sample met all diagnostic criteria of PTSD in 16.4% (n=59) DSM-5 according to CityBiTS. It was observed that while theCityBiTS scores of women increased, PBQ scores increased. Emergency cesarean section, vaginal examination by many and different people during labour, complication in mother and baby increases the traumatic stress score. It was determined that history of abuse, unwanted pregnancy and not being able to provide postpartum skin-to-skin contact affects postpartum bonding negatively (p<0,05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was determined that the PTSDrate of women included in the study was 16.4%, and as the traumatic stress score increased, mother-infant bonding was affected negatively. Accordingly, women at risk of PTSD and bonding should be follow-up more closely in the postpartum period and referred when it is necessary.


8.The relationship between eating attitudes and risk of alcohol and substance addiction of nursing college students’
Selda Öztürk, Aysel İncedere
doi: 10.14744/phd.2021.14890  Pages 237 - 244
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma hemşirelik lisans öğrencilerinin yeme tutum özellikleri ile alkol ve madde bağımlılık riskleri arasındaki ilişkiyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu tanımlayıcı ve ilişki arayıcı araştırmanın örneklemini bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik bölümünde öğrenim gören öğrenciler (n=477) oluşturmuştur. Veriler Yeme Tutum Testi (YTT), Bağımlılık Profil İndeksi Risk Tarama Formu Alkol Ölçeği (BAPİRT-Alkol), Bağımlılık Profil İndeksi Risk Tarama Formu Madde Ölçeği (BAPİRT-Madde) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, yüzdelik dağılımlar, ortalamalar, Mann-Whitney U testi, Kruskall Wallis testi ve Spearman’s Korelasyon analizi kullanılmıştır.
BULGULAR: Öğrencilerin yaş ortalaması 20.83±1.59, %88.9’u kadın, %27.9’u 2. sınıfta öğrenim görmekte idi. Öğrencilerin YTT puan ortalaması 15.84±10.87, BAPİRT-Alkol puan ortalaması 0.59±1.54, BAPİRT-Madde puan ortalaması 0.15±0.92 bulunmuştur. Öğrencilerin %8.0’inde olası yeme bozukluğu, %9.2’sinin alkol kötüye kullanım açısından yüksek riskli olduğu ve %1.9’unda madde kötüye kullanım açısından yüksek riskli olduğu belirlenmiştir. Olası yeme bozukluğu olan öğrenciler ile madde kötüye kullanımı açısından yüksek risk grubunda olanlar arasında ve olası yeme bozukluğu olan öğrenciler ile alkol kötüye kullanımı açısından yüksek risk grubunda olanlar arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (sırasıyla, r=0.105; p=0.021; r=0.097; p=0.034). Katılımcıların alkol kötüye kullanım riski ile madde kötüye kullanım riski arasında pozitif yönde istatiksel olarak ileri derecede anlamlı ilişki saptanmıştır (r=0.402; p<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Olası yeme bozukluğu olan öğrencilerin madde kötüye kullanımı ve alkol kötüye kullanımı açısından yüksek riskli olduğu belirlenmiştir. Alkol kullanımı açısından yüksek riske sahip olan öğrencilerin madde kullanımı açısından da yüksek riskli olduğu saptanmıştır.
INTRODUCTION: This study is to determine the relation between eating attitudes and risk of alcohol and substance addiction and the affecting factors of nursing college students.
METHODS: The sample of this descriptive and correlational study was conducted with students who take education at Nursing in Faculty of Health Sciences (n=477). Analyses of datas, which were collected using Eating Attitudes Test (EAT), Addiction Profile Index (BAPI-Alcohol) for Alcohol Scale and Addiction Profile Index (BAPI-Substance) for Substance Scale, were performed with percentile distributions, averages, Mann-Whitney U test, Kruskal Wallis test and Sperman Correlation Analysis.
RESULTS: The mean age of the students were 20.83±1.59, 88.9% were women, 27.9% 2nd grade in university. EAT mean scores of 15.84±10.87, APIRS-alcohol scale mean scores 0.59±1.54 and APIRS-Drug scale mean scores were 0.15±0.92 of students. It was determined 8.0% of students have eating disorder, 9.2% of students have high risk of alcohol use and 1.9% of students have high risk of substance use. There was a significant positive relation between students with eating disorders and with high risk groups in terms of substance use (r=0.105, p=0.021). In addition, There was a significant positive relation between students with eating disorders and with high risk groups in terms of alcohol use (r=0.097, p=0.034). Students who have eating disorders and found significant positive relation between have high risk of substance use (p<0.001). There was statistically significant positive correlation between the risk of alcohol use and the risk of substance use of the participants (r=0.402, p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was determined that students who have eating disorders were high risk of substance use and Alcohol use. High risk for alcohol use were also found to be high risk for substance use.

9.Examining psychometric properties of the Turkish version of the birth memories and recall questionnaire
Fatma Nilüfer Topkara, Özlem Çağan
doi: 10.14744/phd.2020.60234  Pages 245 - 253
GİRİŞ ve AMAÇ: Metadolojik nitelikteki bu çalışma Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği (Birth Memories and Recall Questionnaire) Türkçe versiyonunun geçerlik güvenirliğini belirlemek için tasarlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın örneklemini Eskişehir'deki 9 ayrı Aile Sağlığı Merkezi'nden hizmet alan 0-1 yaş aralığında bebeğe sahip 400 kadın oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Sosyo-demografik Veri Formu, Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği ve Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri ölçeği eksiksiz yanıtlayan 387 kişi üzerinden yapılmıştır.
BULGULAR: Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği’nin dil geçerliği çeviri-geri çeviri ve uzman görüşü sonrası uygun olduğu tespit edilmiştir. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0.95’tir. Kaiser Mayer Olkin (KMO) katsayısı 0.759, Bartlett testi X2 değeri 3079.458 (p<0.001) olarak hesaplanmıştır. Cronbach alfa katsayısı ölçek genelinde 0.794 iken, alt boyutlarda sırasıyla 0.797, 0.643, 0.760, 0.670, 0.785 ve 0.725 olarak saptanmıştır. Uyum indekslerinden Root Mean Square Error of Approximation (RMSEA) 0.091, Standardized Root Mean Square Residual (SRMR) 0.091, Goodness-Of-Fit Index (GFI) 0.85, Comparative Fit Index (CFI) 0.91, Incremental Fit İndex (IFI) 0.91, Relative Fit Index (RFI) 0.85 ve Normed Fit Index (NFI) 0.88’dir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği Türkçe versiyonunun geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu ve gelecekteki araştırmalarda kullanılabileceği tespit edilmiştir.
INTRODUCTION: This methodological study was designed to determine the validity reliability of the Turkish version of Birth Memories and Recall Questionnaire.
METHODS: The sample of the study consisted of 400 women who have babies between the ages of 0-1 who received services from 9 different Family Health Centers in Eskisehir. The data of the study were collected using the Socio-demographic Data Form, Birth Memories and Recall Questionnaire and Edinburgh Postpartum Depression Scale. Validity and reliability analyzes of the scale were performed on 387 people who answered the scale completely.
RESULTS: The linguistic validity of the Birth Memory and Recall Questionnaire was determined to be sufficient after translation and back-translation, and consulting expert opinion. The content validity index of the scale was 0.95. Kaiser Mayer Olkin coefficient was calculated as 0.759, Bartlett test X2 value was calculated as 3079.458 (p <0.001). The Cronbach’s alpha coefficient was 0.794 for the overall scale, while it was 0.797, 0.643, 0.760, 0.670, 0.785, and 0.725 for the sub-dimensions, respectively. The goodness of fit indexes are 0.091 for root mean square error of approximation (RMSEA), 0.091 for standardized root mean square residual (SRMR), 0.85 for goodness-of-fit index (GFI), 0.91 for comparative fit index (CFI), 0.91 for incremental fit index (IFI), 0.85 for relative fit index (RFI), 0.88 for normed fit index (NFI).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It has been determined that the Turkish version of Birth Memory and Recall Questionnaire is a valid and reliable measurement tool and can be used in future researches.

10.Determination of meaning in life among nursing students based on temperament characteristics
Gülay Taşdemir Yiğitoğlu, Ebru Akbaş, Nesrin Çunkuş
doi: 10.14744/phd.2021.81894  Pages 254 - 262
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu konu hakkında ne biliniyor?
•Bireylere bakım, yardım sağlama gibi çok önemli rolleri olacak olan öğrenci hemşirelerin fiziksel ve psikolojik sağlığı, bakım güçlerini etkileyecektir. Kişilerin sağlıklı, mutlu olmaları mizaç özellikleri açısından yaşamdaki anlamıyla ilişkilidir. Hayatı anlamlı olarak gören kişi mutlu, üretken olurken; anlamsız olduğunu düşünenler mutsuz olacak, üretkenliği azalacaktır.
Bu makale bilinenlere ne ilave ediyor?
•Çalışmaya alınan öğrencilerin var olan anlam boyutunda, bulunmaya çalışılan anlama göre orta düzeyin üstünde olumlu bir orana sahip olduğu; mizaç özelliği olarak siklotimik ardından hipertimik mizaç özelliğinde oldukları; taşıdığı baskın mizaç özellikleri ile yaşamda var olan anlam ve bulunmaya çalışılan anlamda istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir.
Uygulamaya katkısı nedir?
•Eğitimlerinin ilk yıllarından itibaren ders içeriklerine yaşamın amacını, doyumunu arttıran kişilik özelliklerini geliştirici konu içerikleri eklenmelidir. Böylece öğrenci hemşirelerin bütüncül sağlığı olumlu etkilenecek, gelecekte daha üretken ve kaliteli bakım hizmetleri sunabileceklerdir.
Çalışma, hemşirelik öğrencilerinin sosyodemografik ve mizaç özelliklerine göre yaşamın anlamının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.


YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı türdeki araştırmanın evrenini ve örneklemini bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 2017-2018 Eğitim-Öğretim Bahar dönemindeki 1., 2., 3. ve 4. sınıfında okuyan araştırmaya katılmak isteyen 442 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Veriler, TEMPS-A Mizaç Ölçeği, Yaşamın Anlamı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı, yüzdelik, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H, Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır.
BULGULAR: Yaşamın Anlamı Ölçeği Var Olan Anlam alt boyutu ile TEMPS-A Mizaç Ölçeği Depresif, Siklomitik ve İrritabl Mizaç alt boyutu arasında negatif yönde, Hipertimik Mizaç alt boyutu ile pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır(p<0,05).Yaşamın Anlamı Ölçeği Bulunmaya Çalışılan Anlamı ile TEMPS-A Mizaç Ölçeği Depresif, Siklomitik, İrritabl ve Anksiyöz Mizaç alt boyutu arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir(p<0.05)
TARTIŞMA ve SONUÇ: Öğrencilerin taşıdığı baskın mizaç özellikleri ile yaşamda var olan anlam ve bulunmaya çalışılan anlam boyutlarında istatistiksel anlamlılık olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin eğitimlerinin ilk yıllarından itibaren ders içeriklerine yaşamın amacını, doyumunu arttıran kişilik özelliklerini geliştirici konu içerikleri eklenmelidir
INTRODUCTION: The aim of this study was to determine meaning in life among nursing students based on their sociodemographic and temperament characteristics.
METHODS: The population and sample of this descriptive study consists of 442 volunteer nursing students who were studying in their 1st, 2nd, 3rd, and 4th year during the 2017–2018 academic year at the Health Sciences Faculty of Nursing Department of a public university in the Aegean Region of Turkey. The Temperament Evaluation of the Memphis, Pisa, Paris, and San Diego Auto-questionnaire (TEMPS-A), The Meaning in Life Questionnaire, and a personal information form were used to collect data. Numbers, percentages, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H, Spearman Correlation Analysis was used for data evaluation.
RESULTS: The subscale of the Presence of Meaning in Life was found to have a negative and significant correlation with TEMPS-A subscales of depressive, cyclothymic, and irritable temperaments; and a positive and significant correlation with the subscale of hyperthymic temperament (p<0.05). A positive and significant correlation was found between the subscale of the Search for Meaning in Life and TEMPS-A subscales of depressive, cyclothymic, irritable, and anxious temperaments (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: There is a statistically significant correlation between dominant temperament characteristics of nursing students and the Presence of Meaning in Life and the Search for Meaning in Life. Course content that increases purpose and fulfillment in life and enhances positive personality traits should be created for the first years of nursing education

LookUs & Online Makale