Journal of Psychiatric Nursing - J Psy Nurs: 12 (2)
Volume: 12  Issue: 2 - 2021
EDITORIAL
1.Editorial
Perihan Güner
Page V

QUALITATIVE RESEARCH
2.Metaphors of nursing students on the perception of mental illness: A qualitative study
Yasemin Çekiç, Rüveyda Yüksel
doi: 10.14744/phd.2020.79803  Pages 85 - 92
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinin “Ruhsal Hastalık” kavramına ilişkin algılarını metaforlar aracılığıyla ortaya koymaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, temel nitel araştırma deseniyle yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu 2017–2018 eğitim öğretim yılında Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü’nde öğrenim gören 496 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda düzenlenen "Metaforik Algılar Veri Toplama Formu" kullanılmıştır. Verilerin toplanabilmesi için her öğrenciye “Ruhsal hastalık …………………’ya benziyor, çünkü …………………” cümlesi yöneltilmiş ve boşlukların doldurulması istenmiştir. Verilerin analizi; (1) metaforların belirlenmesi (2) metaforların sınıflandırılması (3) kategori geliştirme (4) geçerlilik ve güvenilirlik sağlama ve (5) nicel veri analizi için verileri SPSS paket programına aktarma olmak üzere beş aşamada gerçekleşmiştir.
BULGULAR: Öğrenciler ruhsal hastalık kavramına ilişkin toplam 353 adet geçerli metafor üretmişlerdir. Elde edilen bulgularda öğrencilerin ruhsal hastalık kavramına ilişkin algılarını ortaya koyan metaforlar ortak özellikleri bakımından incelenerek 7 kavramsal kategori altında toplanmıştır. Bu kategoriler; çaresizlik olarak ruhsal hastalık, kontrolsüzlük olarak ruhsal hastalık, bakım, ilgi ve destek ihtiyacı olarak ruhsal hastalık, belirsizlik olarak ruhsal hastalık, zarar veren unsur olarak ruhsal hastalık, etkiye karşı tepki olarak ruhsal hastalık, çaba gerektiren unsur olarak ruhsal hastalık olarak belirlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuçta öğrencilerin ruhsal hastalığa ilişkin metaforlarının daha çok olumsuz yönde olduğu görülmektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda, öğrencilerin zihinsel imgelerini olumluya dönüştürecek etkili bir mesleki eğitimin önemli olduğu düşünülmektedir. Hemşirelik eğitimi süresince ilgili ders saatlerinin artırılması ve uygulamaya yönelik etkinliklerin düzenlenmesi önerilebilir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to examine the metaphors nursing students use for the concept of "Mental Illness" to identify their perceptions on this subject.
METHODS: The research was carried using a phenomenological design, a qualitative research technique. The study group of the research included a total of 496 nursing students studying at Ankara University Faculty of Health Sciences Nursing Department in the 2017-2018 academic year. A form titled, "Metaphorical Perceptions Data Collection Form", which was prepared by the researchers in line with the literature, was used for data collection. On this form, every participating student was asked to fill in the gaps in the following sentence: "Mental illness is like..................... because..................... ". Analysis of data consisted of 5 steps: S1) identification of metaphors, (2) classification of metaphors, (3) category development, (4) validation and reliability and (5) data transfer to SPSS package program for quantitative data analysis.
RESULTS: The students produced a total of 353 valid metaphors for the concept of mental illness. The metaphors obtained were examined in terms of their common characteristics and collected under seven conceptual categories, namely, mental illness as “desperation”, “an uncontrollable condition”, “a need for care, attention, and support”, “uncertainty”, “a damaging element”, “an impact-response”, and “an element requiring effort”.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results revealed that the students' mental illness-related metaphors were largely negative. In the light of these results, it can be recommended that vocational education focuses on transforming the negative perceptions students have on mental illness into more positive images. To achieve this, it is suggested that the number of course hours on this subject be increased and that practical activities related to this subject be organized.

3.The opinions and practices of health professionals in community mental health centers on risk assessment
Fatma Ayhan, Besti Üstün
doi: 10.14744/phd.2020.08769  Pages 93 - 102
GİRİŞ ve AMAÇ: Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri’nde (TRSM) çalışan sağlık profesyonellerinin risk değerlendirmesine ilişkin görüşleri, uygulamaları ve önerilerinin belirlenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmada kalitatif araştırma yöntemlerinin tanımlayıcı deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini üç farklı TRSM’lerde görev yapan 14 sağlık profesyoneli oluşturmuştur. Araştırma verileri araştırmacılar tarafından hazırlanmış olan yarı yapılandırılmış görüşme formuyla toplanmıştır. Toplanan nitel veriler betimsel analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Sağlık profesyonellerinin risk değerlendirmesi konusunda farkındalıklarının olduğu, intihar, alevlenme, kendine zarar verme ve başkasına zarar verme risklerini düzenli olarak değerlendirdikleri saptanmıştır. Hasta ve ailesi risk değerlendirme sürecine aktif olarak dahil edilmemektedir. Risk değerlendirmesi uygulamalarında, danışanlardan, ailelerinden, sağlık personelinden, sistemden ve risk değerlendirme formlarından kaynaklanan çeşitli sorunlar yaşanmaktadır. İş yükünün fazlalığı, iş yükü fazlalığı nedeniyle ekibin toplanamaması, ekibin sürekli değişmesi, hastaların düzenli olarak TRSM’ye gelmemeleri, mevcut risk değerlendirme formundaki soruların açık olmaması ve bir puan değerinin olmaması, personelin risk değerlendirme eğitimi almaması ve güvenlik personelinin olmaması gibi nedenlere bağlı olarak risk değerlendirmesi yeterli düzeyde yapılamamaktadır. Risk değerlendirmesi eğitimleri ile ilgili olarak; vaka üzerinden anlatılması, mevcut uygulamalara uygun olması, intiharla ilgili daha geniş bilgi verilmesi önerilmektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: TRSM’lerdeki sağlık profesyonellerinin risk değerlendirmesi konusunda çeşitli zorluklar yaşadıkları ve bu zorluklar neticesinde risk değerlendirme uygulamalarında eksikliklerin olduğu belirlenmiştir.
INTRODUCTION: It is the determination of the opinions, practices and recommendations of health professionals in Community Mental Health Centers (CMHC) regarding the risk assessment.
METHODS: The descriptive design of qualitative research tradition is applied. The research sample comprises 14 health professionals from three different CMHCs. Research data were collected through a semi-structured interview form prepared by the authors. The qualitative data were analyzed by descriptive analysis method.
RESULTS: It has been revealed that healthcare professionals have awareness of risk assessment and regularly assess the risks of suicide, exacerbation, self-harm and harm to others. Patient and the family are not actively included in the risk assessment process. Various problems stemming from the clients, their families, health personnel and system, and risk assessment forms are experienced in risk assessment practices. Risk assessments cannot be performed due to reasons such as lack of team integrity because of excessive workload, medical staff consistency, regular patient attendance and security personnel deficiencies in risk assessment forms such as unclear questions and no score equivalent, health personnel’s lack of risk assessment training. The case-oriented explications, compliance with the contemporary practice, and elaborated information provision about suicide is suggested regarding the risk assessment training.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The study revealed that health professionals in CMHCs have numerous difficulties regarding risk assessment. Moreover, there are deficiencies in risk assessment practices due to these difficulties.

RESEARCH ARTICLE
4.Comparison of self-stigma and subjective recovery status of patients receiving Community Mental Health Service and outpatient psychiatry policlinic
Aydın Kurt, Etem Erdal Erşan, İpek Savaş
doi: 10.14744/phd.2020.73383  Pages 103 - 112
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) hizmetlerinin şizofreni tanılı bireylerde kendini damgalama ve öznel iyileşme durumları üzerine olan etkisini ve öznel iyileşmeyi etkileyen faktörleri incelemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya şizofreni veya şizoaffektif bozukluk tanısı alan, 64’ü psikiyatri polikliniğinden, 81’i TRSM’nden izlenen 145 birey dahil edildi. Verilerin toplanmasında sosyodemografik ve hastalık/tedavi bilgi formu, hastalar için Kendini Damgalama Ölçeği (KDÖ-H) ve Öznel İyileşmeyi Değerlendirme Ölçeği (ÖzİDÖ) kullanıldı. Hastalar TRSM hizmeti alan ve psikiyatri polikliniğinde takip edilen olarak iki gruba ayrıldı. Grupların KDÖ-H ve ÖzİDÖ puan ortalamalarının karşılaştırılmasında bağımsız gruplar t testi uygulandı.
BULGULAR: TRSM ve poliklinik gruplarında hastaların ortalama KDÖ-H puanları sırasıyla 45.33±16.60 ve 41.23±16.35 idi ve aralarında anlamlı bir farklılık yoktu. İki grubun ÖzİDÖ puan ortalamaları sırasıyla 54.84±17.17 ve 45.97±17.63 idi ve ÖzİDÖ puan ortalaması TRSM grubunda daha yüksekti (p<0.05). Çalışma sonucunda hastaların kendini damgalama ve öznel iyileşme puanları arasında negatif yönlü güçlü bir ilişki tespit edildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: TRSM hizmeti alan grupta öznel iyileşmenin bireyler tarafından daha belirgin olarak hissedildiği ancak kendini damgalama konusunda gruplar arasında farklılık olmadığı görüldü. Bu sonuç, TRSM hizmetlerinin hastaların toplumsal işlevselliklerini arttırmaya ve öznel iyileşme sürecine olumlu katkısı olduğunu göstermekle beraber, TRSM’lerde kendini damgalamaya yönelik yapılandırılmış ve tüm TRSM’lere yaygınlaştırılmış eğitimlerin ve damgalamayla mücadeleye yönelik kamusal faaliyetlerin yapılmasının gerekliliğini de ortaya koymaktadır.
INTRODUCTION: The aim of this study is to investigate the efficacy of Community Mental Health Center (CMHC) services on self stigmatization and subjective recovery feeling of schizophrenia diagnosed individuals and to determine the factors that affecting the subjective recovery.
METHODS: The study included 145 individuals with a diagnosis of schizophrenia or schizoaffective disorder. Of them, 64 treated in the psychiatry policlinics and 81 who received service from the CMHC. Socio-demographic and disease/treatment data forms, Self Stigma İnventory for Patients (SSI-P) and Subjective Recovery Assesment Scale (SRAS) were used to collect data. Patients were divided in two groups according to followed up at CBMHC or psychiatry policlinics. To compare the mean SSI-P and SRAS scores of groups independent samples t test was used.
RESULTS: According to results, the mean SSI-P points of CMHC and policlinic groups were 45.33±16.0 and 41.23±16.35 and there were no significant difference between groups. Mean SRAS points of CMHC and policlinic groups was 54.84±17.17 ve 45.97±17.63 and the mean SRAS points were significantly higher in CMHC group (p<0.05). There was a strong negative correlation between self stigma and subjectiv erecovery points.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Due to the results of study, the feelings of subjective recovery was significantly higher in the CMHC group but there was no difference between groups self stigmatization degrees. Although it’s thought that, CMHC services alleviate the personal recovery and social functionality of schizophrenia diagnosed individuals, the need for structured and generalised psychosocial programs about self-stigma also has been shown with this study.

5.Determination of the self-efficacy levels of parents with a child with cerebral palsy and the comparison of the parental self-efficacy levels
Merve Aşkın Ceran, Burcu Ceylan
doi: 10.14744/phd.2020.29974  Pages 113 - 121
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma, Serebral palsili (SP) çocuğu olan ebeveynlerin öz yeterlik düzeylerinin belirlenmesi ve anne-baba ebeveyn öz yeterlik düzeylerinin karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı türdeki bu araştırmanın örneklem grubunu Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı 4 özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam etmekte olan SP tanılı çocukların 153 ebeveyni oluşturdu (106 anne ve 47 baba). Bu ebeveynlerin 47’si evli çiftti. Araştırma verileri Şubat-Mart 2019 tarihleri arasında bilgi formu ve Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği (EÖYÖ) kullanılarak toplandı.
BULGULAR: SP’li çocuğun yaş ortalaması 8.83±4.58 olup %54.2’sinin erkek, %72.5’inin okula gitmediği, %43.8’inin doğuştan engelli olduğu ve %46.4’ünün ikiden fazla ekstremite etkilenimi olduğu bulundu. Ebeveynlerin öz yeterlik puan ortalaması 5.91±1.03 olarak bulundu. Aile tipi çekirdek aile olan ve çocuklarının cinsiyeti kız olan ebeveynlerin öz yeterlik puan ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlendi. Etkilenen uzva göre ebeveynlerin öz yeterlik puan ortalamalarının anlamlı olduğu bulundu. İkiden fazla uzvu etkilenmiş çocuğu olan anne babalarda ebeveyn öz yeterlik puanı tek ve iki uzvu etkilenmiş anne babalardan daha düşük bulundu. Bireylerin yaşamlarının etkilenme durumları için yapılan analizler sonucunda ev dışı sorumluluk ve diğerlerine ayrılan zaman ile ebeveynlerin öz yeterlik puan ortalamaları arasında farklılık saptandı. Bireylerin yaşadıkları öfke ve üzüntü duygu durumları ile ebeveynlerin öz yeterlik puan ortalamaları arasında farklılık olduğu saptandı. Erkek ebeveynlerin şefkat duygusu ile ebeveynlerin öz yeterlik puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık saptandı. Şefkat duygusunun daha yüksek olduğu belirlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: SP’li çocuğu olan ebeveynlerin öz yeterlik puan ortalamasının yüksek olduğu ve ebeveynlerin bazı özelliklerinden etkilendiği bulundu. Anne-babaların ebeveyn öz yeterlik puan ortalamaları benzerdi.
INTRODUCTION: This study was conducted to determine the self- efficacy levels of the parents of children with cerebral palsy (CP) and compare their parental self- efficacy levels.
METHODS: The sample of this descriptive study consisted of 153 parents (106 mothers and 47 fathers) with children with CP who were attending four different special education and rehabilitation centers affiliated to Konya Provincial Directorate of National Education. Of these parents, 47 were married couples. The data were collected using the Information Form and the Parenting Self-Efficacy Instrument for Children with Disabilities (PSICD) between February and March 2019.
RESULTS: The average age of children with CP was 8.83±4.58 and 54.2% of them were male, 72.5% of them did not attend school, %43.8 of them were congenitally handicapped and 46.4% of them had more than two affected extremities. The average self-efficacy perception score of the parents was found to be 5.91±1.03. It was determined that the parents whose family type is nuclear family and whose children are girls have higher self-efficacy scores. The average self-efficacy score of the parents according to the affected limb was found to be significant. Parental self-efficacy score was found to be lower in parents with children with more than two affected limbs than parents with one or two affected limbs. The analyses performed to reveal the effects of the disease on the lives of the individuals showed that there is a difference between the self-efficacy mean scores of the parents and out-of-home responsibilities and the time allocated to others. It was also found that there was a difference between the emotional states of anger and sadness experienced by the individuals and the self-efficacy mean scores of the parents. A significant difference was found between the male parents' sense of affection and the parents' self-efficacy mean scores. It was determined that the feeling of affection was higher.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The mean self-efficacy score of the parents with a child with CP was found to be high, which is affected by some characteristics of the parents. The self-efficacy mean scores of the parents were similar.

6.The effects of physical exercise on the depressive symptoms and quality of life of individuals diagnosed with depression
Simla Adagide, Nimet Karatas
doi: 10.14744/phd.2020.19981  Pages 122 - 131
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma, depresyon tanısı alan bireylerde fiziksel egzersizin depresif belirtiler ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, egzersiz programının uygulandığı deney ve kontrol grubunun yer aldığı ön- son test deney-kontrol grup desenli bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini hafif ve orta düzey depresyon tanısı alan 50 deney, 50 kontrol, toplam 100 kişilik hasta grubu oluşturmuştur. Veriler, “Tanıtıcı anket formu”, “Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)” ve “Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-BREF)” ile toplanmıştır. Deney grubunda yer alan hastalara araştırmacı tarafından 14 hafta boyunca, haftada 3 gün, günde 30–45 dakika düzenli olarak hafif ve orta şiddette step-aerobik hareketlerinden oluşan fiziksel egzersiz programı uygulanmıştır. Egzersiz programında egzersiz gruplarının belirlenmesi ve egzersizlerin hafif/orta şiddette tutulabilmesi için maksimum kalp hızı yüzdesi (MKH) yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın ilk, 4., 8., 12. ve 14. haftalarında hem deney hem de kontrol grubuna anket ve ölçekler uygulanarak veriler toplanmıştır.
BULGULAR: Egzersiz öncesi ile diğer ölçüm zamanlarında, hastaların depresyon puan medyanlarındaki azalmanın kontrol grubundaki azalmaya göre istatistiksel olarak daha fazla olduğu (p<.05), WHOQOL-BREF Bedensel Alt Alan, Sosyal Alt Alan ve Çevresel Alt Alan puan medyanlarındaki artışın kontrol grubundaki artışa göre istatistiksel olarak daha fazla olduğu bulunmuştur (p<.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Depresyon tanısı alan hastaların egzersiz programını tamamlamaları depresif belirtilerinde azalma ve yaşam kalitelerinde artma ile etkili olduğu bulunmuş ve depresyon tanısı alan hastalara bakım veren hemşirelerin hastaları düzenli egzersiz yapma konusunda yönlendirmeleri önerilmiştir.
INTRODUCTION: This study examines the effects of physical exercise on the depressive symptoms and quality of life of individuals diagnosed with depression.
METHODS: This study used a pretest and a posttest with experimental and control groups. It was conducted in the Nevşehir province of Turkey. The study included 50 patients in the experimental group and 50 patients in the control group who met the inclusion criteria. The experimental group was administered a 14-week exercise program that included 30–45 minutes a day of mild-to-moderate step aerobics three times a week. Maximum heart rate (MHR) was used to keep the exercises at mild-to-moderate level and to select the groups for the exercise program. The Beck Depression Inventory (BDI) and the WHO Quality of Life-Bref (WHOQOL-Bref) scale were used to evaluate the participants’ depressive symptoms and quality of life at the beginning of the exercise program and the 4th, 8th, 12th and 14th weeks.
RESULTS: The experimental group’s median depression scores before the exercise program and in the subsequent measurements fell more than those of the control group (p<.05). The experimental group’s median scores in the physical, social, and environmental domains of the WHOQOL-BREF scale were higher than those of the control group (p<.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The physical exercise program reduced the patients’ depressive symptoms and increased their quality of life. Nurses who care for patients diagnosed with depression should encourage them to exercise regularly.

7.Psychosocial Status Assessment Scale For Children Aged 3–6 Years – Parent-Form development: Validity and reliability study
Emine Güneş Şan, Naime Altay
doi: 10.14744/phd.2021.70037  Pages 132 - 139
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma 3–6 yaş çocuklar için psikososyal durum değerlendirme ölçeği-ebeveyn formunun (PSDD 3–6) geliştirilmesi, geçerlik ve güvenirliğinin yapılması amacıyla gerçekleştirilmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma, Mayıs 2018–Ağustos 2018 tarihleri arasında 3–6 yaş çocuğu olan 254 ebeveyne uygulanmıştır. Ölçeğin geçerliği, kapsam geçerliği ve yapı geçerliği ile test edilmiştir. Ölçeğin güvenirliğini belirlemek için test tekrar test, Cronbach Alpha güvenirlik kat sayısı, Madde Toplam Puan Korelasyon katsayısına bakılmıştır.
BULGULAR: Verilerin kapsam geçerlik indeksi 0.82 ile 0.97 arasındadır. Açıklayıcı faktör analizi (AFA) ile 6 alt boyuttan oluşan yapının, doğrulayıcı faktör analizi (DFA) uyum indeksleri X2/sd=1.447, RMSEA=0.042, CFI=0.95, IFI=0.95, GFI=0.87 ve NNFI=0.94 olarak saptanmıştır. Ölçeğin Cronbach’s Alpha güvenilirlik değeri 0.83, Test-tekrar test güvenilirliğini 0.957, Madde-Toplam Puan Korelasyon Katsayısı r=0.20’nin üstünde bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ölçek 3–6 yaş grubu çocukların psikososyal durumlarının değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçektir.
INTRODUCTION: This study aimed to develop a psychosocial status assessment scale for children aged 3–6 years – parent form (PSAS 3–6) and determine its validity and reliability.
METHODS: The study was conducted on 254 parents having children aged 3–6 years between May 2018 and August 2018. The validity of the scale was tested with content validity and construct validity. In order to determine the reliability of the scale, test-retest, Cronbach Alpha reliability coefficient, and Item Total Score Correlation Coefficient were examined.
RESULTS: The content validity index of the data was between.82 and.97. The confirmatory factor analysis (CFA) compliance indexes of the construct consisting of 6 subdimensions were determined as X2/sd=1.447, RMSEA=.042, CFI=.95, IFI=.95, GFI=.87, and NNFI=.94 with the exploratory factor analysis (EFA). The Cronbach’s Alpha reliability score of the scale was found to be.83, the test-retest reliability score was found to be.957, and the Item-Total Score Correlation Coefficient was found to be above r=.20.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The scale is a valid and reliable scale that can be used to assess the psychosocial status of children aged 3–6 years.

8.Developing Utkan Epidemic Anxiety Scale and analysing its psychometric properties
Meryem Fırat, Yalçın Kanbay, Ayşe Okanlı, Aysun Akçam, Mehmet Utkan
doi: 10.14744/phd.2021.31932  Pages 140 - 145
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada genel popülasyonda salgın hastalık kaygısını ölçmeye yönelik olarak “Utkan Salgın Hastalık Kaygısı Ölçeği” geliştirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Dil ve psikometrik geçerliliği yapılmış olan 20 ifadelik deneme formu; %72’si kadın, yaş aralığı 15–68 ve yaş ortalaması ise 28.6±9.9 olan 1037 kişilik bir örnekleme uygulanmıştır. Ölçeğin geçerliliğine yapı geçerliliği ve iç geçerliliği incelenerek karar verilmiştir. Yapı geçerliliğini belirlemek amacıyla faktör analizi, iç geçerliliği belirlemek için ise alt- üst grup karşılaştırılması yapılmıştır. Ölçeğin güvenilirliğini test etmek amacı ile Cronbach α güvenilirrlik katsayısı ve eşdeğer form tutarlılığı hesaplanmıştır.
BULGULAR: Geliştirilmiş olan “Utkan Salgın Hastalık Kaygısı Ölçeği” tek boyuttan ve 9 maddeden oluşmakta olup, salgın hastalık kaygısına ilişkin varyansın 70.8’ini açıklayabilmektedir. Ölçekten alınabilecek toplam puan 0 ile 36 arasında değişmekte olup, puanın artışı salgın hastalık kaygısının artışını ifade etmektedir. Ölçeğin Cronbach α güvenilirlik katsayısı.94 olarak hesaplanmış olup bu değer yüksek güvenilirliği ifade etmektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bulgulara göre genel popülasyonda salgın hastalık kaygısını belirlemeye yönelik olarak geçerlilik ve güvenilirliği yapılan “Utkan Salgın Hastalık Kaygısı Ölçeği”nin geçerli ve güvenilir bir şekilde ölçüm yapabildiği görülmektedir.
INTRODUCTION: To develop the “Utkan epidemic anxiety scale” for measuring the anxiety levels regarding an epidemic in the general population.
METHODS: Trial survey forms comprising 20 linguistically and psychometrically verified statements were distributed to 1037 people; the mean age of the participants was 28.6±9.9 years (age range, 15–68 years), and 72% of the participants were women. Structural and internal validity of the scale was assessed to determine overall validity of the scale. Factor analysis was performed to check the structural validity, and subgroup-super group comparisons were performed to determine internal validity. The reliability of the scale was measuring by calculating the Cronbach’s alpha (α) reliability coefficient and parallel form consistency.
RESULTS: The Utkan epidemic anxiety scale was one-dimensional, consisted of 9 items, and provided explanation regarding 70.8% of the variance related to epidemic anxiety. The scale consists of points ranging from 0–36, and higher points indicate a higher level of epidemic anxiety. The Cronbach α reliability coefficient was 0.94, which indicated a high reliability of the scale.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Results of this study showed that the “Utkan epidemic anxiety scale” provided valid and reliable measurements of epidemic anxiety among the general population.

9.Reliability and validity of adaptation to the Turkish of the Bermond-Vorst Alexithymia Questionnaire and developing of Turkish short form
Yıldız Bilge
doi: 10.14744/phd.2021.79847  Pages 146 - 155
GİRİŞ ve AMAÇ: Aleksitimi psikopatolojinin açıklanmasında kullanılan önemli kavramlardan biridir. İki ayrı çalışmadan oluşan bu makalenin amacı, Çalışma 1’de Bermond-Vorst Aleksitimi Ölçeği'nin (BVAÖ) Türkçe'ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi ve Çalışma 2'de bu ölçeğin Türkçe kısa formunun geliştirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma 1'de pilot uygulama için 18–73 yaş aralığındaki 600 kişilik toplum örneklemi; asıl uygulama için 17–66 yaş arası 766 kişilik toplum örneklemi kullanılmıştır. Çalışma 2'de 18–57 yaş arasındaki 213 kişilik toplum örneklemi ve test tekrar test için 43 üniversite öğrencisi yer almaktadır. Ölçüt geçerliği için 137 üniversite öğrencisine BVAÖ ile birlikte Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Toronto Empati Ölçeği (TEÖ) ve Warwick Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği (WEMİOÖ) uygulanmıştır.
BULGULAR: Çalışma 1'de iç tutarlık analizi ve açımlayıcı faktör analizi sonuçları yeterli bulunurken doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarında uyum indekslerinin yeterli düzeyde olmadığı görülmüştür. Çalışma 2'de ise geçerlik için yapılan açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi sonuçları ve ölçüt korelasyonları ile güvenirlik için yapılan iç tutarlılık analizi ve test tekrar test korelasyonlarının yeterli düzeyde olduğu saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: BVAÖ'nün 40 maddelik formunun ve ilk kez geliştirilen Türkçe kısa formunun ülkemizde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğunu göstermiştir. Ancak kısa formda istatistiki açıdan daha iyi sonuçlar sağlanmıştır. Ayrıca TAÖ-20 ile olan güçlü korelasyonlar BVAÖ'nün de TAÖ-20 gibi aleksitiminin değerlendirilmesinde kullanılabileceğini göstermesi açısından önemlidir.
INTRODUCTION: Alexithymia is one of the important concepts used in the description of psychopathology. The aim of Study 1 was to adapt the Bermond-Vorst Alexithymia Questionnaire (BVAQ) to Turkish and to examine its validity and reliability, and the aim of Study 2 to develop the Turkish short form of this scale.
METHODS: In Study 1, a community sample of 600 people between the ages of 18 and 73 for pilot application; and for the main application, a community sample of 766 people aged 17–66 was used. In Study 2, there was a community sample of 213 people aged 18–57, and 43 university students for test-retest. For criterion validity, 137 university students were applied Toronto Alexithymia Scale (TAS-20), Toronto Empathy Scale (TES) and Warwick Edinburgh Mental Well-Being Scale (WEMWBS) together with BVAQ.
RESULTS: In study 1, internal consistency analysis and exploratory factor analysis results were found to be sufficient, whereas the confirmatory factor analysis results the fit indexes were not sufficient. In Study 2, the exploratory and confirmatory factor analysis results and criterion correlations for validity were at a very good level. The internal consistency analysis and test-retest correlations were sufficient for reliability.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The 40-item form of BVAQ, and developed the first time the Turkish short form is a valid and reliable scale that can be used in our country. However, it has been obtained that the short form provides statistically better results. In addition, strong correlations with TAS-20 are important in terms of demonstrating that BVAQ can be used to evaluate alexithymia, such as TAS-20.

EXPERIMENTAL RESEARCH
10.Effect of the Nurse-Led "I Am the Hero of my Body” program on the sexual abuse knowledge of children: A quasi-experimental study
Esma Akgül, Sevda Darak, Fatma Nevin Sisman, Ayse Ergun
doi: 10.14744/phd.2020.54775  Pages 156 - 164
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma Hemşire Liderli Bedenimin Kahramanıyım Programı’nın çocukların cinsel istismar bilgi düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu yarı deneysel araştırmanın örneklemini İstanbul ili Ümraniye ilçesindeki üç devlet ilkokulunun dördüncü sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırma, katılma onayı alınan girişim grubundaki 52 öğrenci ve kontrol grubundaki 90 öğrenciyle yapılmıştır (n=142). Veriler Sosyodemografik Tanılama Formu ve Çocukların Cinsel İstismar Bilgi Düzeyi Ölçeği ile toplanmıştır. Hemşire Liderli Bedenimin Kahramanıyım Programı araştırmacılar tarafından hazırlanan power point sunumu, üç eğitici video ile soru cevap, örneklendirme ve rol play teknikleri kullanılarak 40 dakikalık tek oturumda verilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki kare testi ve eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesinde Mann Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir.
BULGULAR: Ön testte girişim ve kontrol grubu cinsiyet, yaş, doğduğu il, yaşadığı kişiler, anne- baba eğitim düzeyi, anne- baba çalışma durumu, daha önce ebeveyn ve ya öğretmenden eğitim alma durumu yönünden benzer bulunmuştur. Hemşire Liderli Bedenimin Kahramanıyım Programı sonrası girişim grubunun ön test son test puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Son testte girişim grubunun iyi dokunuş ve kötü dokunuş puanları kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hemşire Liderli Bedenimin Kahramanıyım Programı’nın çocukların cinsel istismar bilgi düzeylerini arttırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Programın okullarda uygulanması ve uzun süreli sonuçlarının değerlendirilmesi önerilmektedir.
INTRODUCTION: This study evaluated the effect of the nurse-led "I am the hero of my body" program on children’s sexual abuse knowledge levels.
METHODS: The population of this quasi-experimental study consisted of fourth-grade students in 3 state primary schools in the Umranıye district of Istanbul. The study was carried out with 52 students in the intervention group and 90 students in the control group (n=142). Data were collected using a sociodemographic information form and the Children’s Knowledge of Abuse Questionnaire. The program comprised a single 40-minute session including a PowerPoint presentation prepared by the researchers, videos, and role-play techniques. Descriptive statistics, chi-square test, and Mann-Whitney U and Wilcoxon signed-rank tests were used to analyze the data. Statistical significance level was accepted at p<0.05.
RESULTS: In the pretest, the intervention and control groups were similar in terms of gender, age, place of residence, parental education, parental employment, and previous education from family or teacher. There was a significant difference between pretest and posttest scores in the intervention group (p<0.05). In the posttest, the intervention group had significantly higher good touch and bad touch scores compared to the control group.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The program was effective in increasing children’s sexual abuse knowledge. The program should be implemented in schools and its long-term results evaluated.

SYSTEMATIC REVIEW
11.The effect of mindfulness-based stress reduction program on quality of life in breast cancer: A systematic review
Merve Ataç
doi: 10.14744/phd.2021.68736  Pages 165 - 172
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma meme kanserli kişilere uygulanan mindfulness temelli stres azaltma programının yaşam kalitesine etkisi ile ilgili Ocak 2008- Şubat 2020 tarihleri arasında yayınlanmış çalışmaların gözden geçirilmesi ve çalışmalardan elde edilen verilerin sistematik biçim de incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2020’de PubMed, Proquest ve Google Akademik veri tabanlarından meme kanserli hastalar üzerinde randomize kontrollü olarak yapılan mindfulness temelli stres azaltma programına katılmış ve yaşam kalitesi incelenmiş çalışmalar aranmıştır. Tüm yayınlar çalışma yöntemleri ve bulguları açısından sistematize edilerek incelenmiştir.
BULGULAR: Literatür taraması sonucunda, 640 katılımcıyı içeren 7 makale derleme kapsamına alınmıştır. Değerlendirilen çalışmaların hepsi mindfulness temelli stres azaltma programına odaklanmıştır. Mindfulness temelli stres azaltma programının yaşam kalitesini yükselttiğini ve bu hastaların baş etme becerilerini arttırmada etkili olduğu görülmüştür. Değerlendirmeler sonucunda, mindfulness temelli stres azaltma programının meme kanseri hastalarda yaşam kalitesini yükselttiği ve bu sonuçların genelebilirlik düzeyinin yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca elde edilen veriler ile mindfulness temelli stres azaltma programının uyku sorunlarını ve yorgunluk düzeylerini de azalttığı bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu sistematik derlemede, meme kanseri tanısı almış hastalarda MBSR programının, yaşam kalitesini attırma da etkili ve güvenli olduğu görülmüştür. Ayrıca baş etme becerilerinin geliştirilmesine, psikolojik iyi oluş düzeylerinin ve uyku kalitesinin artmasında önemli bir rol oynadığı belirtilmiştir.
INTRODUCTION: This study was carried out to review the studies published between January 2008 and February 2020 on the effects of the Mindfulness-Based Stress Reduction (MBSR) program, which was applied to people with breast cancer, upon quality of life and to analyze the data obtained from the studies in a systematic form.
METHODS: Randomized controlled studies that were conducted with patients with breast cancer and examined the quality of life of people, who participated in the Mindfulness-Based Stress Reduction program, were searched on PubMed, Proquest and Google Academic databases in January 2020. All publications were systematically analyzed in terms of methods and findings.
RESULTS: As a result of the literature review, 7 articles containing 640 participants were included in the scope of the review. All of the studies evaluated focused on the Mindfulness- Based Stress Reduction program. It was observed that the MBSR program improved quality of life and was effective in terms of increasing the coping skills of patients. As a result of the evaluations, it was found out that the MBSR program increased quality of life in patients with breast cancer and that the generalizability level of these results was high. In addition, with the obtained data, the MBSR program was found to reduce sleep problems and fatigue levels.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In this systematic review, it was determined that the MBSR program was effective and safe in terms of increasing quality of life in patients diagnosed with breast cancer. In addition, it was stated that it played an important role in the development of coping skills, psychological well-being and sleep quality.

REVIEW
12.The use of humor in palative care services
Beyhan Bag
doi: 10.14744/phd.2020.54036  Pages 173 - 179
Palyatif bakımla birlikte ağrı yönetiminde gelişmeler, hastalık belirtilerinin hafifletilmesine yönelik girişimlerdeki yenilikler, terminal dönemde bulunan hastaların gereksinimleri daha merkezi bir alana taşındı. Hastalarla olan iletişim, kişilerarası ilişkiler yeniden bu dönemi deneyimleyen bireylerle ilgili araştırmaların konusunu oluşturmaya başlamıştır. Mizahın da palyatif bakım uygulamalarında kullanımı bu gelişmelere paralel seyreder. Bu makalede mizahın palyatif bakım uygulamalarındaki yeri ve hemşirelik uygulamalarında kullanılabilirliği tartışılmıştır.
Developments in pain management with palliative care, improvement in attempts to alleviate the symptoms of the disease, the needs of patients in the terminal illness period have moved to a more central point. Communication with patients and interpersonal relationships have begun to form the subject of research on individuals experiencing this period. The use of humor in palliative care units goes hand in hand with these developments. In this article, the place of humor in palliative care practices and its usability in nursing practices are discussed.

LookUs & Online Makale