Quick Search




Journal of Psychiatric Nursing - J Psy Nurs: 10 (3)
Volume: 10  Issue: 3 - 2019
EDITORIAL
1.Editorial
Nurhan Eren, Nazmiye Kocaman Yıldırım
Page I

RESEARCH ARTICLE
2.The investigation of learned resourcefulness in terms of locus of control, sociotropy-autonomy personality traits, and demographic and professional variables in nurses
Bahanur Malak Akgün, Duygu Hiçdurmaz, Fatma Öz
doi: 10.14744/phd.2019.21549  Pages 155 - 164
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, hemşirelerin demografik ve mesleki özelliklerine, sosyotropi-otonomi kişilik özelliklerine ve kontrol odaklarına göre öğrenilmiş güçlülük düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın katılımcılarını Hacettepe Erişkin, Çocuk ve Onkoloji Hastanelerinde çalışan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan toplam 339 hemşire oluşturmuştur. Veriler hemşireleri Tanıtıcı Bilgi Formu, Sosyotropi-Otonomi Ölçeği, Kontrol Odağı Ölçeği ve Rosenbaum’un Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği ile toplanmıştır. Hemşirelerin demografik ve mesleki özellikleriyle öğrenilmiş güçlülük ölçeği puanlarının karşılaştırılmasında iki ortalama arasındaki farkın anlamlılık testi (t testi) ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Öğrenilmiş güçlülüğün yordanmasına ilişkin regresyon analizlerinde aşamalı regresyon analizi, korelasyon analizlerinde ise pearson korelasyon analizi kullanılmıştır.
BULGULAR: Kurumda 25 yıldan daha uzun süredir hemşire olarak çalışan ve sürekli gündüz çalışan hemşirelerin öğrenilmiş güçlülük puanları daha yüksektir. Hemşirelerin öğrenilmiş güçlülük düzeyleri ile otonomi ve kontrol odağı alt boyutu kişisel kontrol düzeyleri arasında pozitif bir ilişki vardır. Otonomik kişilik özelliğinin, kişisel kontrolün ve adil olmayan dünya inancının öğrenilmiş güçlülüğü yordayan değişkenler olduğu saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Otonomi ve kişisel kontrolün öğrenilmiş güçlülüğü yordayan temel değişkenler olması nedeniyle öğrenilmiş güçlülük düzeyi düşük, yaşça küçük ve deneyimi az olan hemşirelerin bilişsel baş etme stratejilerinin, otonomi ve kişisel kontrollerinin güçlendirilmesine yönelik psikoeğitim ve grup danışmanlığı çalışmaları yürütülmesi önerilmiştir.
INTRODUCTION: In this study, we aimed to investigate learned resourcefulness in terms of locus of control, sociotropy-autonomy personality traits, and demographic and professional characteristics in nurses.
METHODS: The participants of the study comprised 339 volunteering nurses working at Hacettepe Adult, Pediatric, and Oncology Hospitals. Study data were collected with Nurse Data Form, the Sociotropy-Autonomy Scale, the Locus of Control Scale, and Rosenbaum’s Learned Resourcefulness Scale (RLRS).
RESULTS: Nurses working at the institution for more than 25 years and working only the day shift had higher learned resourcefulness scores than their counterparts. There was a positive correlation between learned resourcefulness and autonomy. Among the sub-dimensions of locus of control, the only variable to have a significant relationship with learned resourcefulness was determined to be “self-control”. Additionally, autonomous personality type, self-control, and belief in an unfair world were predictors of learned resourcefulness in nurses.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Nurses with low levels of learned resourcefulness are relatively younger and inexperienced. Thus, psychoeducation and group counseling might improve their autonomy, self-control, and cognitive coping strategies. Autonomous personality traits and self-control were the basic predictors of learned resourcefulness.

3.Comparison of attitudes toward violence and aggression in the children of separated and married parents
Derya Tanrıverdi, Safiye Özgüç
doi: 10.14744/phd.2019.47450  Pages 165 - 172
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, parçalanmış ve tam aileye sahip çocukların/ergenlerin şiddete yönelik tutumları ve saldırganlık davranışlarının karşılaştırılması ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Karşılaştırmalı, tanımlayıcı türde yapılan bu araştırmanın evrenini, ilk öğretim 6., 7. ve 8. sınıf ve lise 1. sınıf öğrencilerinden parçalanmış aileye sahip çocuklar/ergenler ve benzer özelliklere (yaş, sınıf gibi) sahip tam aileye sahip çocuklar/ergenler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise 100 parçalanmış aileye sahip öğrenci ve benzer özellikte 102 tam aileye sahip öğrenci oluşturmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Saldırganlık Ölçeği ve Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği uygulanarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik, aritmetik ortalama ve standart sapma, t-testi, Mann-Whitney U testi, Kruskall Wallis testi, Ki-Kare testi ve korelasyon analizi yapılmıştır.
BULGULAR: Parçalanmış aileye sahip çocukların/ergenlerin saldırganlık ölçeği toplam puan ortalamaları 117.61±21.80, tam aileye sahip çocukların/ergenlerin ise 108.27±21.35 olup, gruplar arasındaki bu farklılık anlamlıdır (p<0.05). Şiddete yönelik tutum açısından parçalanmış aileye sahip çocukların/ergenlerin şiddete yönelik tutumlarının ortalamaları tam aileye sahip çocuklara/ergenlere göre daha yüksek olmakla birlikte, bu farklılık anlamlı bulunmamıştır (p>0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Tüm öğrencilerin saldırgan davranışları gösterme oranlarının yüksek olduğu ve şiddete yönelik olumlu yönde tutum sergiledikleri saptanmıştır. Özellikle saldırgan davranışları açısından parçalanmış aileye sahip çocukların/ergenlerin daha fazla bu davranışları gösterdiği ve bu durumun risk oluşturduğu söylenebilir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to compare the attitudes toward violence and aggression in the children of separated and married parents and to determine any related factors.
METHODS: Children from sixth, seventh, and eighth grades and first-year high school students of separated parents (n=100) and those of married parents (n=102) with similar characteristics (e.g., age, socioeconomic class, etc.) were included in this comparative, descriptive study. The data were evaluated using Student’s t-test, Mann–Whitney U Test, Kruskal–Wallis test, Chi-squared test, and correlation analysis. The characteristic percentages, means, and standard deviations were calculated.
RESULTS: The mean total aggression score was 117.61±21.80 for the children of separated parents and 108.27±21.35 for those of married parents. The difference was significant between the groups (p<0.05). The attitudes toward violence in the children of separated parents was higher than that in those of married parents, but the difference was not significant (p>0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: All students had high rates of aggressive behavior and positive attitudes toward violence. In particular, the children of separated parents showed more aggressive behavior, which can be considered a risk for future developmental problems.

4.Investigation of the quantity and content of postgraduate theses in turkey in the field of mental health and psychiatric nursing
Gülsenay Taş, Gül Dikeç, Leyla Baysan Arabacı
doi: 10.14744/phd.2019.13008  Pages 173 - 180
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, ülkemizdeki ruh sağlığı ve psikiyatri hemşireliği alanında yapılan lisansüstü tezlerinin incelenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 1980–2018 yılları arasında tamamlanan ve onaylanan lisansüstü tezlerinin incelendiği tanımlayıcı nitelikteki çalışma verileri, Nisan 2018’de Ulusal Tez Veri Tabanı taranarak toplandı. Verilerin incelenmesinde gelişmiş tarama yöntemi uygulanıp, enstitü olarak “Sağlık Bilimleri Enstitüsü”, anabilim dalı olarak “Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği”, “Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı” ve “Hemşirelik Ana Bilim Dalı” seçildi. Hemşirelik Ana Bilim Dalı için “psikiyatri” anahtar kelimeleri kullanıldı. Toplam ulaşılan 403 lisans üstü tezden, çalışma örneklemine uyan 382’si araştırma kapsamında incelendi.
BULGULAR: Yapılan istatistiksel değerlendirmede, tezlerin %74.6’sının (285) yüksek lisans, %25.4’ünün (97) doktora tezi olduğu belirlendi. Tezlerin %27.7’sinin deneysel ve %65.2’sinin kantitatif ve tanımlayıcı çalışma tasarımına sahip olduğu, deneysel çalışmaların %19.4’ünde psikoeğitim, %4’ünde danışmanlık ve psikoterapi, %2.1’inde tamamlayıcı tıp uygulamaları uygulandığı belirlendi. Deneysel araştırma tasarımına sahip olan tezlerin %16.5’inde ruhsal bozukluğu olan yetişkin ve çocuk hastalarla ve %67.5’inde sağlıklı popülasyonla çalışıldığı gözlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ülkemizdeki lisansüstü çalışmalarının daha çok mevcut durumu belirlemeye yönelik tanımlayıcı nitelikte olduğu ve daha sıklıkla ruhsal bozukluğu olmayan bireylerle koruyucu ruh sağlığı alanında yapıldığı belirlendi. Türkiye’de tezlerin çoğunlukla koruyucu ruh sağlığı alanında yapılması koruyucu hizmetleri öne çıkarması yönünden önemli görülmekle birlikte uzmanların alanda varlık göstermesi adına ruhsal bozukluğu olan hastalarla temasın olduğu daha çok çalışma yapmaları önerilir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to examine the postgraduate theses in the field of mental health and psychiatric nursing in our country.
METHODS: This is a descriptive study about postgraduate theses which were completed and approved between 1980 and 2018. The data for this study were collected by screening the National Thesis Database in April 2018. An advanced screening method was applied for the data examination process, as follows. For “Institute” we selected "Institute of Health Sciences." For “Department,” we selected three choices: "Mental Health and Psychiatric Nurse," "Mental Health and Diseases Department," and "Nursing Department." "Psychiatry" keywords were used for the Department of Nursing. A total of 403 postgraduate theses were identified; 382 of these were found to be within the scope of the research and were selected for this study.
RESULTS: We performed a statistical evaluation, which showed that 74.6% (285) of the theses were master’s theses and 25.4% (97) of the theses were doctoral theses. It was determined that 27.7% of the theses’ study designs were experimental, and 65.2% were quantitative and descriptive. Among the experimental studies, 19.4% were on psychoeducation, 4% were on counseling and psychotherapy, and 2.1% were on applications of complementary medicine. Among the experimental studies, 16.5% of the theses studied adult and child and adolescent with mental disorders, and 67.5% worked with healthy populations.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our study found that the post-graduate studies in our country are mostly descriptive. They usually determine the current situation and most often focus on the field of preventive mental health with individuals without mental disorders. It is important that most of the theses are in the area of protection of mental health, but we also recommend that experts work more with patients in clinics to increase the presence of the field.

5.Assessment of the mental status of patients with chronic kidney disease
Elif Ok, Özlem Işıl
doi: 10.14744/phd.2019.35119  Pages 181 - 189
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma; kronik böbrek yetmezliği (KBY) hastalarının ruhsal durumlarının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın evrenini, İstanbul’da bulunan bir eğitim araştırma hastanesinin “Nefroloji ve Hipertansiyon” biriminde yatarak veya ayaktan tedavi olan 800 KBY tanısı almış hasta oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise %95 güven, %90 güçle araştırma kriterlerine uyan 120 kronik böbrek hastası oluşturmuştur. Araştırma verileri; Ocak- Haziran 2007 tarihleri arasında araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan “Bilgi Formu” ve 53 maddeden oluşan Kısa Semptom Envanteri (KSE) ile toplanmıştır.
BULGULAR: Araştırmaya katılan hastaların %52.5’i erkek, yaş ortalaması 55.61±17.40 yıl, ortalama tedavi görme süresi 85.31±81.04 aydır. Hastaların sosyodemografik özelliklerine göre; kadınların, sosyal güvencesi olmayanların, medeni durumu eşinden ayrılmış olanların, hastalıktan sonra aile ilişkileri zayıflayanların ruhsal belirti indekslerinde puan ortalamaları yüksek bulunmuş ve ruhsal belirti bölümlerinin en az birinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Hastalık süresince beden imajı ve benlik saygısı, hastalığa bağlı cinsel sorunlar, sosyal çevreden uzak kalma ve hastaneye bağımlı olma gibi sorunlardan etkilenenlerin ruhsal belirti indekslerinde puan ortalamaları yüksek bulunmuş ve çeşitli ruhsal belirtilerde istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Bununla birlikte; hastalığını kabullenmeyen, hastalığıyla ilgili bilgi almayan ve yalnızlık duygusu yaşayanların ruhsal belirtilerinde puan ortalamaları yüksek bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırma sonuçlarına göre; hemodiyaliz, periton diyalizi uygulanan veya diyaliz tedavisine başlamamış olan hastaların ruhsal belirtilerinde farklılık bulunmamıştır. Özellikle aile ve sosyal çevresinden zayıf destek alan, yalnızlık duyguları yaşayan ve sosyal güvencesi olmayan hastaların ruhsal belirtileri patolojik olarak değerlendirilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda; hastalara KBY tanısı koyulması ile birlikte ruhsal değerlendirmelere de başlanması, hastalık ve tedavi sürecinde “hasta ve ailesinin” birlikte bilgilendirilip değerlendirilmesi ve riskli olarak saptanan hastaların, konsültasyon liyezon psikiyatri hemşiresi tarafından değerlendirilmesi önerilebilir.
INTRODUCTION: This descriptive study aims to assess the mental status of patients with chronic kidney disease.
METHODS: The study population was patients hospitalized in the Nephrology and Hypertension service of a training hospital in Istanbul, Turkey (n=800). The sample of the study consisted of 120 patients with chronic kidney disease who met the inclusion criteria with 95% confidence and 90% power. Data were collected between January and June 2007 using the “Brief Symptom Inventory (BSI)” consisting of 53 items and the "Information Form" prepared by the researcher based on the literature.
RESULTS: Of the patients, 52.5% were male, the mean age was 55.61±17.40 years and the mean duration of treatment was 85.31±81.04 months. The sociodemographic characteristics of the patients with no public insurance, who were separated from their partner and had weak family relationships following the illness, had higher scores in the psychological symptom indices. A statistically significant difference was found in at least one of the psychiatric symptom sections. During the illness, the scores of psychological symptom indices were found to be high in areas such as body image and self-esteem, sexual problems related to illness, social isolation and being dependent on the hospital. Statistically significant differences were also found in various psychological symptoms. Additionally, those who did not accept their illness, who had not received information about their illness and those who had a sense of loneliness, were found to have high scores on their mental disorders.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The study recommended that psychiatric evaluations be started with the onset of the chronic renal failure (CRF) diagnosis and that patients and their families be evaluated together and given information about the treatment and disease process. Patients identified as high risk should be evaluated by the consulting liaison psychiatric nurse.

6.Investigation of interventions on identified problems of people with mental disorders and of families in Community Mental Health Center mobile team works
Ayten Kaya Kılıç
doi: 10.14744/phd.2019.82621  Pages 190 - 196
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) gezici ekip tarafından yapılan ev ziyaretinde ruhsal hastalığı
olan bireyin ve ailenin tespit edilen sorunları ve bu sorunlara yönelik yapılan mesleki müdahalelerin belirlenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı nitelikte yapılan çalışma, Antalya ilinde hizmet veren bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne
bağlı Toplum ruh Sağlığı Merkezi'inde Ekim 2015 ve Mayıs 2016 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmanın örneklemini,
TRSM gezici ekip tarafından ev ziyareti yapılan toplam 135 ruhsal hastalığı olan birey ve ailesi oluşturdu. Çalışmada,
hastanın sosyo-demografik bilgileri, hasta ve ailenin yaşadığı sorunlar ve mesleki müdahaleye ilişkin bilgileri içeren
değerlendirme formu kullanıldı.
BULGULAR: Çalışmadan elde edilen bulgularda; ev ziyareti yapılan bireylerin yarısından fazlasının bekar olduğu ve gelirinin
olmadığı, çoğunluğunun herhangi bir işte çalışmadığı, yarısından fazlasının anne ya da babası ile birlikte yaşadığı,
çoğunluğunun düşük sosyo ekonomik düzeydeki ailelerden oluştuğu belirlendi. Ev ziyaretinde hasta ve aile ile yapılan
görüşmede belirlenen sorunlar arasında; hastalığı ve tedaviyi kabul etmeyen, sosyal yönden izole olan, ailesi ile iletişim
problemi yaşayan, evde herhangi bir sorumluluk almayan ve ekonomik yetersizlik yaşayan hastaların olduğu belirlendi.
Belirlenen bu sorun alanlarına yönelik sağlık personeli tarafından yapılan mesleki müdahaleler arasında; tedaviye
uyumsuz olan hastanın hekimi ile görüşülmesi ve tedavi olmasının sağlanması, aileye ve hastaya yönelik eğitim verilmesi
ve ekonomik yönlendirmede bulunulması, hastaların TRSM hizmetleri hakkında bilgilendirilmesi yer aldı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Toplum ruh sağlığı hizmetleri çerçevesinde sunulan gezici ekip çalışmalarının, ruhsal hastanın ve ailenin sorunlarının
belirlenmesi, ihtiyacı olan tıbbi, psikolojik, sosyal hizmetlerin etkin ve hızlı sunumu açısından önemli olduğu
belirlendi.
INTRODUCTION: This study aims is to identify the problems experienced by individuals with mental illness and their families and to determine the professional interventions made to address these problems during house calls performed by the Community Mental Health Center (CMHC) mobile teams.
METHODS: This descriptive study was conducted between October 2015 and May 2016 at the Community Mental Health Center of a Training and Research Hospital in Antalya. The study sample consisted of 135 psychiatric patients and their families who were visited at home by CMHC mobile teams. An evaluation form was used to collect the socio-demographic information of the patients, the problems experienced by the patients and their families and the professional intervention that was applied.

RESULTS: The results showed that more than half of the visited individuals were single and had no income; the majority were unemployed, more than half lived with their parents, and most were from families of low socioeconomic status. In examining the problems identified during the visit to the patient and their family, the majority were associated with the patient’s unwillingness to accept the disease and non-compliance with treatment, social isolation, communication problems with family, failure to take responsibility at home and lack of economic well-being. Included among the professional interventions carried out by health personnel to address these identified problem areas were consultations with the physician of the patient to discuss their non-compliance with the treatment and ways to ensure that they adhere to the treatment and provision of psychoeducation for the family and the patient, economic guidance, and information about CMHC services.
DISCUSSION AND CONCLUSION: From the results, this study concludes that the works performed by the mobile team are important in terms of identifying the problems experienced by patients with mental illness and their families and of providing effective and quick medical, psychological and social services.

7.Factors associated with prenatal distress levels of pregnant women
Emel Bahadır Yılmaz, Ebru Şahin
doi: 10.14744/phd.2019.17363  Pages 197 - 203
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmada gebelerin prenatal sıkıntı düzeyleri ile sosyodemografik özellikleri, gebeliğe ilişkin faktörler ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma Giresun ilinde bir kadın doğum hastanesinin kadın hastalıkları ve doğum polikliniklerinde yürütülmüştür (n=243). Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Prenatal Distress Ölçeği ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde Spearman korelasyon analizi ve Binary lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.
BULGULAR: Prenatal sıkıntı düzeyi puanı ortalaması 11.63±6.40’dır. En fazla ‘bebeğin bakımı ve doğum sonrası yaşam ile ilgili endişeler’ alt boyutunda sıkıntı düzeyinin yüksek olduğu saptanmıştır. Riskli gebelik yaşayan, kronik bir hastalığı olan, gebeliğinde sağlık sorunu yaşayan ve bu nedenle ilaç kullanan gebelerin prenatal sıkıntı düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Gebelerin psikolojik dayanıklılık düzeyleri ile prenatal sıkıntı düzeyleri arasında negatif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=0.241, p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Gebelik dönemine ilişkin sorunlar yaşayan gebelerin prenatal sıkıntı düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Prenatal sıkıntı özellikle bebeğin bakımı ve doğum sonrası yaşam ile ilgili endişeleri kapsamaktadır. Elde edilen bu sonuçlar literatür ile benzerlik göstermektedir. Gebelerin prenatal sıkıntı düzeylerini etkileyen bu faktörlerin bilinmesi, riskte olan gebelere yeterli psikososyal bakımın ve desteğin verilmesi konusunda hemşirelere rehberlik edecektir.
INTRODUCTION: This study aimed to determine the association between prenatal distress levels and sociodemographic characteristics, pregnancy-related factors, and resilience levels of pregnant women.
METHODS: This study was carried out at the gynecology and obstetrics clinics of a maternity and children hospital in Giresun (n=243). The data were collected using an Information Form, Revised Prenatal Distress Questionnaire, and Resilience Scale for Adults. Spearman correlation analysis and binary logistic regression analysis were used in data analysis.
RESULTS: The mean prenatal distress total score of the women was 11.63±6.40. The concerns about baby care and postpartum life had the highest score. Prenatal distress levels of pregnant women with a risky pregnancy, a chronic disease, a health problem during pregnancy, and who used medication due to this problem were high (p<0.05). There was a negative weak correlation between the prenatal distress levels and the resilience levels of pregnant women (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Pregnant women who experience pregnancy-related problems have higher prenatal distress levels. In particular, prenatal distress includes concerns about baby care and postpartum life. These results are similar to those in the literature. Nurses’ awareness of factors affecting prenatal distress can guide them in giving sufficient psychosocial care and support during pregnancy.

8.Investigation of symptoms of anorexia nervosa and related factors in university students
Eylem Topbaş, Gülay Bingöl, Nisan Seçil Pelitli, Hilal Tezel, Sinem Önder, Cansu Şahin
doi: 10.14744/phd.2019.22448  Pages 204 - 210
GİRİŞ ve AMAÇ: Üniversite öğrencilerinde anoreksiyo nevroza (AN) gelişiminde sosyal ve bedensel algı düzeyinin ve bazı değişkenlerin (cinsiyet, maddi durum, iştah durumu, doktorun özel diyet önermesi, BKI, egzersiz) etkisinin incelenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışmanın evrenini bir üniversitenin merkez kampüsünde öğrenim gören (n=14.109) öğrenciler, örneklemini ise bu grup içinden basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen n=1002 öğrenci oluşturdu. Veriler birebir yüz yüze görüşme yöntemi ile “Kişisel Bilgi Formu”, “Yeme Tutum Testi (YTT)” ve “Sosyal ve Bedensel Algı Formu (SBAF)” aracılığı ile elde edildi.
BULGULAR: Yaşları 20.24±20 olan öğrencilerin AN oranının %8.9, SBAF toplam puanının 21.51±21 olduğu saptandı. SBAF cronbach alfa değeri 0.83 idi. YTT toplam puanı ile cinsiyet, maddi durum ve doktorun özel bir diyet önerme durumu arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık tespit edildi (p<0.05). YTT toplam puanı ile SBAF toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Anoreksiyo nevroza olan bireylerin sosyal bedensel algı düzeyinin düşük ve AN gelişiminde sosyal ve bedensel algının önemli bir faktör olduğu saptandı.
INTRODUCTION: This study aims to investigate the effects of social and body perception as well as other variables (gender, financial situation, appetite, doctor recommended special diet, BMI, exercise) on the development of Anorexia Nervosa (AN) in university students.
METHODS: The population of this descriptive study consists of students at the main campus of a university (n=14109). The sample consists of 1002 students chosen among this group by random sampling method. Data were obtained by face-to-face meetings using the "Personal Information Form", "Eating Attitudes Test (EAT)" and "Social and Body Perception Form (SBPF)".
RESULTS: It was detected that the AN rate was %8.9 and the total SBPF score was 21.51±21 of the students aged 20.24±20. SBPF cronbach alpha coefficient was found 0.83. A statistically significant difference was detected between the EAT total scores and gender, financial situation and doctor's recommendation of a special diet (p<0.05). A statistically significant relationship was detected between the EAT total scores and SBPF totral scores (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The study found that the social and body perception of the students with AN was low. Social and body perception is an important factor in the development of AN.


9.The relationship between attitudes towards change and five factor personality traits in nurses
Oya Celebi Cakiroglu, Arzu Kader Harmanci Seren
doi: 10.14744/phd.2019.34713  Pages 211 - 217
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma, hemşirelerin değişime yönelik tutumları ile beş faktör kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarımdadır. Veriler, altı farklı kamu hastanesinde çalışan 457 hemşireden toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak, Değişime Yönelik Tutum Ölçeği ve Beş Faktör Kişilik Özellikleri Ölçeği kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler, Cronbach alfa iç tutarlılık analizi ve Pearson korelasyon analizi kullanılarak veriler analiz edilmiştir.
BULGULAR: Katılımcılar en yüksek ortalama skoru Değişime Yönelik Tutum Ölçeğinin değişime direnç alt boyutu (3.15±0.71) ile Beş Faktör Kişilik Özellikleri Ölçeğinin geçimlik alt boyutunda (3.97±0.50) elde etmiştir. Bu araştırma, her iki ölçeğin alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler saptamıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırma, pozitif kişilik özellikli hemşirelerin değişime direnç göstermediğini ve duygusal olarak dengeli olan hemşirelerin değişime yönelik pozitif tutuma sahip olduğunu belirlemiştir. Bu nedenle, değişim deneyimleyen hastanelerde çalışacak hemşirelerin seçiminde ve görevlendirilmesinde kişilik özellikleri envanterleri kullanılmalıdır.
INTRODUCTION: This study aimed to examine the relationship between nurses’ attitudes towards change and their five factor personality traits.
METHODS: A descriptive and correlational design was applied for the study. Data were collected from 457 nurses working in six different public hospitals, and the Attitudes towards Change Scale and the Five-Factor Personality Traits Scale were used as data collection tools. Data were analyzed using descriptive statistics, Cronbach's alpha internal consistency analysis and Pearson correlation analysis.
RESULTS: The participants received the highest mean score on the resistance to change sub-dimension (3.15±0.71) of the Attitudes Towards Change Scale and on the agreeableness sub-dimension (3.97±0.50) of the Five-Factor Personality Traits Scale. This study found significant relationships between the sub-dimensions of the two scales.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study determined that nurses with positive personality traits do not resist change and nurses who were emotionally balanced had positive attitudes towards change. Therefore, personality trait inventories should be used in the selection and appointment of nurses who will work in hospitals experiencing changes.

CASE REPORT
10.Effect of Using Peplau's Interpersonal Relation Nursing Model in the care of a juvenile delinquent
Leyla Baysan Arabacı, Gülsenay Taş
doi: 10.14744/phd.2019.54366  Pages 218 - 226
Hemşirelik bakımının kuramsal çerçevede şekillenmesi, bakım kalitesinin yükseltilmesine katkı sağlaması bakımından önemlidir. Bu olgu çalışmasının amacı, Peplau’nun Kişilerarası İlişkiler Teorisi’nden yararlanılarak, suça sürüklenen çocukların bakımında terapötik etkileşim ve iletişimin yerini göstermektir. Bu doğrultuda 15 yaşında, suça sürüklenen, depresyon ön tanısı ile bir bölge psikiyatri çocuk-ergen psikiyatrisi kliniğinde izlenen hasta için, temel gereksinimler belirlenmiş ve hemşirelik bakımı oluşturulmuştur. Olgu Şubat-Mart 2018’de sekiz yarı-yapılandırılmış görüşme ile takip edilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından literatür incelenerek hazırlanan yarı-yapılandırılmış görüşme formları aracılığı ile toplanmıştır. Elde edilen veriler Peplau’nun Kişilerarası İlişkiler Teorisi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Hasta uzun bir tedavi ve bakım sürecinden sonra, kendi yaşamı üzerine sorumluluk alma kararlılığı ile taburcu edilmiştir.
The shaping of nursing care within a specific theoretical framework is important in terms of contributing to the improvement of the quality of care. The aim of this case study is to determine the role of therapeutic interaction and communication in the case of a child delinquent by applying Peplau’s Interpersonal Relations Theory. The case under question involves a 15-year- old juvenile delinquent who had a preliminary diagnosis of depression and was receiving care at a child-adolescent psychiatry clinic. A total of eight semi-structured interviews were conducted with the patient between February and March 2018. The data were collected using semi-structured interview forms prepared by the researcher after conducting a review of the literature. The data were evaluated within the framework of Peplau’s Interpersonal Relations Theory. After undergoing a long period of treatment and care, the patient was discharged with a commitment to take responsibility for his life.

LETTER TO THE EDITOR
11.Evaluating the state of child and adolescent psychiatric nursing in the context of clinical practice and regulation in Turkey
Sibel Çaynak, Buket Şimşek Arslan, Saliha Hallaç, İlkay Keser, Kadriye Buldukoğlu
doi: 10.14744/phd.2019.03371  Pages 227 - 233

LookUs & Online Makale