Quick Search




J Psy Nurs: 8 (2)

Volume: 8  Issue: 2 - 2017

EDITORIAL
1.Editorial
Nurhan Eren, Nazmiye Kocaman Yıldırım
Page I

EXPERIMENTAL RESEARCH
2.An Evaluation of the Effectiveness of Anger Management Education Enriched by Psychodrama
Ayşegül Bilge, Gülseren Keskin
doi: 10.14744/phd.2017.08760  Pages 59 - 65
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, psikodrama ile zenginleştirilmiş öfke yönetimi eğitimini değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın örneklemini, 19 Mart–22 Mayıs 2012 tarihleri arasında Ege Üniversitesi’nde okuyan 28 gönüllü öğrenci oluşturdu. Araştırma, yarı deneysel bir tasarım olarak gerçekleştirildi. Sosyodemografik veri formu ve Nova Öfke Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizinde Mann-Whitney U Testi, Wilcoxon Testi, Ki-kare testi ve Spearman’s rho correlation analizi kullanıldı.
BULGULAR: Öfke puanı öncesi ve sonrası arasında istatistiksel olarak bir farklılık olduğu ve eğitim sonrası öfke puanlarının azaldığı saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Psikodrama ile zenginleştirilmiş öfke yönetimi eğitimi öfke yönetimini pozitif yönde etkilemektedir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to assess anger management education enriched by psychodrama.
METHODS: The research sample consisted of 28 voluntarily participating students at Ege University. This study was done between March 19 and May 22, 2012. It was planned as a semi-experimental design. An introductory identification form and the Novaco Anger Scale’s short form were used to collect data. The Mann-Whitney U test, the Wilcoxon test, the chi-square test and Spearman’s rho correlation analysis were used to analyze the data.
RESULTS: It was determined that there was a statistical difference between the before and after anger education scores, and that mean anger scores decreased after the education (p=0.00, Z=-3.772).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Anger management education enriched with psychodrama positively influences anger management.

RESEARCH ARTICLE
3.Investigation of Self Consept in the Young People of Parents With Bipolar Disorder
Gülhan Küçük Öztürk, Mahire Olcay Çam
doi: 10.14744/phd.2017.20982  Pages 66 - 71
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin benlik tasarımlarının incelenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinde ebeveyninde bipolar bozukluk olan 131 genç ile yürütülmüştür. Araştırmada veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu ve Benlik Tasarımı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı analizlerden frekans, yüzde, ortalama, standart sapma ve en büyük – en küçük değer kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk analizi ie değerlendirilmiştir. Verilerin karşılaştırılmasında, Oneway Anova testi, Student t testi kullanılırken bağımsız değişkenler ve bağımlı değişkenler arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi ile değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Araştırmaya katılan 15-25 yaş aralığındaki gençlerin yaş ortalamaları 19.83+3.02’dir. Gençlerin benlik tasarımı ölçeğinden aldıkları puanların ortalaması 3.54+41.26’dır. Ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum, aile yapısını içeren sosyo-demografik özelliklerine göre benlik tasarımı ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmazken; gençlerin gelir düzeyine ve destek durumuna göre benlik tasarımı ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Gelir düzeyi yüksek olan gençlerin, gelir düzeyi düşük olan gençlere oranla benlik tasarımı ölçeğinden aldıkları puanların daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yetişirken anne babası dışında büyükannesinden ve büyükbabasından destek alan gençlerin benlik tasarımı ölçeğinden aldıkları puanların daha yüksek olduğu bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin, benlik tasarım puan ortalamalarının düşüklüğü ruh sağlığı açısından riskli bir grubu oluşturdurduklarını göstermektedir. Ruh sağlığı ekibinin bir üyesi olan uzman psikiyatri hemşireleri tarafından ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin, benlik tasarımlarının olumlu yönde geliştirmeye odaklanan çalışmaların yapılması önerilmektedir.
INTRODUCTION: This study aims to analyze the self-concept of young people who have a parent with bipolar disorder.
METHODS: The study was conducted in the Turkish Ministry of Health, Public Hospitals Administration of Turkey, Manisa Psychiatric Hospital with 131 young people who had a parent with bipolar disorder. The data were collected using an introductory information form and Self-Concept Scale, and analyzed on computer using frequencies, percentages, means, standard deviations and minimum-maximum values. The normal distribution of the data was assessed using the Shapiro-Wilk normality test. The data were compared using the one-way ANOVA test and Student’s t test. Relationships between dependent and independent variables were assessed using the Pearson’s correlation analysis.
RESULTS: The participants were between the ages of 15 and 25 years, with an average age of 19.83+3.02. Their mean score was 3.54+41.26 on the Self-Concept Scale. The mean scores of the participants did not vary significantly by age, gender, education level, marital status or family structure. However, income level and family support significantly affected their self-concept mean scores. The participants with high incomes were found to score higher on the Self-Concept Scale than those with low incomes. The young people who had received their grandparents’ support while growing up except for their fathers’ or mothers’ support scored higher on the Self-Concept Scale.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Low mean scores on the Self-Concept Scale showed that the participants were at risk in terms of mental health. It is recommended that specialist psychiatric nurses, members of mental health teams, carry out practices focused on improving the self-concept of young people who have a parent with bipolar disorder.

4.Effect of Self-Care Ability and Life Satisfaction on the Levels of Hope in Elderly People
Behice Erci, Dilek Yılmaz, Funda Budak
doi: 10.14744/phd.2017.52714  Pages 72 - 76
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma, yaşlı bireylerde özbakım gücü ve yaşam doyumunun umut düzeylerine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma 20 Kasım 2014-01 Ocak 2015 tarihleri arasında Malatya ilinde bulunan 3 Aile Sağlığı Merkezinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, Malatya ilinde bulunan 10 Aile Sağlığı Merkezi arasından çekilen kura ile belirlenen 3 Aile Sağlığı Merkezinden 65 yaş ve üzeri 4181 kişi oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü yapılan güç analizi ile 0.05 yanılgı düzeyi, 0.95 güven aralığında 320 yaşlı birey olarak belirlenmiş ve her bir ASM birimi birer küme kabul edilmiştir. Çarmuzu ASM’de 1653 yaşlı birey, Özalper ASM’de 1939 yaşlı birey ve Tevfik Ünsalan ASM’de 589 yaşlı birey olduğu belirlenmiştir. Bu kümelerin evren ağırlıklandırmaları yapılarak Çarmuzu ASM’den 127, Özalper ASM’den 148 ve Tevfik Ünsalan ASM’den 45 yaşlı birey olasılıklı örnekleme yöntemlerinden basit rastgele örneklem yöntemi ile seçilmiştir. Verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgi formu, Özbakım Gücü Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Umut Ölçeği kullanılmıştır.
BULGULAR: Özbakım Gücü ile Yaşam Doyumu arasında ve Özbakım Gücü ile Umut arasında istatistiksel olarak pozitif ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Yaşam Doyumu ile Umut arasında ise istatistiksel olarak ilişki olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Özbakım gücü yüksek olan yaşlı bireylerin geleceğe umutla baktığı saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yaşlıların günlük ihtiyaçlarını karşılamada ve özbakımında başkalarına ihtiyaç duyduğu belirlenmiştir. Yaşlıların ev ortamında bakılmasını teşvik için topluma yönelik destek ve eğitim programlarının yapılması gerektiği önerilebilir.
INTRODUCTION: This study aimed to examine the effect of self-care ability and life satisfaction on the levels of hope in elderly people.
METHODS: This study was conducted at three family health care centers in Malatya between November 20, 2014, and January 1, 2015. The study population consisted of 4181 people older than 65 years of age who were selected from 3 out of 10 family health care centers in Malatya, which were determined by lot. The sample size was determined to be 320 elderly people with 0.05 margin of error at 0.95 confidence interval, and each family health care center was accepted as a cluster. Çarmuzu Family Healthcare Center hosted 1653 elderly people, Özalper 1939 elderly people, and Tevfik Ünsalan 589 elderly people. Population weighting was performed for these clusters, and 127 elderly people were selected from Çarmuzu, 148 from Özalper, and 45 from Tevfik Ünsalan using the simple random sampling method. The data were collected using introductory information form, Self-Care Ability Scale, Life Satisfaction Scale, and Hope Scale.
RESULTS: A statistically positive relationship was observed between self-care ability and life satisfaction, and self-care ability and hope. However, no statistically significant relationship was found between life satisfaction and hope. This indicated that the elderly people with good self-care ability looked to the future with hope.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Elderly people needed the help of other people in meeting their daily self-care needs. Social support and educational programs should be developed to promote caring of the elderly people at home.

5.Ethical Problems Experienced By Nurses Who Work in Psychiatry Clinics in Turkey
Rahime Aydın Er, Nermin Ersoy
doi: 10.14744/phd.2017.97720  Pages 77 - 85
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmada psikiyatri kliniklerinde çalışan, hastalarıyla daha fazla zaman geçirmekte olan ve hasta hakları savunuculuğu rolü daha özel anlamlar içeren hemşirelerin perspektifinden psikiyatri hastalarının tedavi ve bakımlarına ilişkin olası etik sorunların belirlenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı tipte olan çalışma Samsun’da yürütülmüştür. Araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu 2010 yılında düzenlenen Ulusal Psikiyatri Hemşireliği Kongresi katılımcılarına uygulanmıştır. Katılımcıların bireysel özellikleri ve tercihlerine ilişkin elde edilen verilerin yüzdelik dağılımları hesaplanmış, ilişkili değişkenler ki kare ve Mann-Whitney U testleri kullanılarak analiz edilmiştir.
BULGULAR: Çalışmaya 109 hemşire katılmıştır. Hemşireler tarafından en sık gözlemlenen etik problemler hastanın özerkliğine saygıya ilişkindir. Bununla birlikte gizlilik, yararlılık, kötü davranmama ve adalet psikiyatri hemşireleri tarafından karşılaşılan diğer etik sorunlardır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışma sonuçlarına göre, psikiyatrik tedavi ve bakım hizmetlerinde ciddi etik sorunlar yaşandığı, söz konusu sorunların hemşireler tarafından yeterince fark edilemediği gözlenmiştir. Bu nedenle psikiyatri kliniklerinde çalışan hemşireler ile psikiyatride etik sorunlar hakkında tartışmalara başlanması, uygulamaya yönelik etik kod ve rehberlerin hazırlanması ve bunların psikiyatri ekip üyeleriyle paylaşılması, etik ikilemlerin önlenmesine yardımcı olacaktır.
INTRODUCTION: This study was conducted to determine the ethical problems from the perspectives of nurses who work in psychiatry clinics, who spend more time with their patients than other healthcare professionals, and who act as advocates for patients’ rights.
METHODS: This descriptive study was carried out in Samsun, Turkey. A self-administered questionnaire was prepared, piloted, and then distributed in 2010 at a national psychiatric nursing congress. Percentages of characteristics and preferences of the participants were calculated, and the results were analyzed using chi-square and Mann-Whitney U tests.
RESULTS: 109 nurses participated in this study. The ethical problems most frequently observed by the nurses concerned respect for patients’ autonomy. However, other ethical problems were encountered in the areas of privacy, beneficence, non-maleficence, and justice.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Based on study results, serious ethical problems were observed in psychiatric treatment and care, but these problems were not identified as being ethical problems or even taken into consideration sufficiently by nurses. Therefore, beginning ethical discussion with nurses who work in psychiatry clinics about ethical problems in psychiatry, establishing ethical codes and guidelines for practice, and sharing these codes and guidelines with psychiatric team members will help to prevent ethical dilemmas.

6.The Relationship Between Nursing Students' Self-Compassion and Multidimensional Perfectionism Levels and the Factors That Influence Them
Duygu Hiçdurmaz, Adeviye Aydın
doi: 10.14744/phd.2017.40469  Pages 86 - 94
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı hemşirelik öğrencilerinin öz-duyarlılık ve çok boyutlu mükemmeliyetçilik düzeyleri arasındaki ilişkinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu tanımlayıcı çalışma Türkiye’de bir hemşirelik fakültesinde araştırmaya katılan 195 hemşirelik öğrencisiyle gerçekleştirilmiştir. Veriler öğrenci bilgi formu, Öz-Duyarlılık Ölçeği ve Çok Boyutlu Mükemmelliyetçilik Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Dunn Z testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır.
BULGULAR: Hemşirelik öğrencilerinin toplam özduyarlık medyan puanı, orta düzeyde bir öz-duyarlılık anlamına gelen, 3.28’dir (Öz-duyarlık puanlarının anlamı: 1.0-2.5 düşük, 2.5-3.5 orta, and 3.5-5.0 yüksek). Öz-duyarlık alt boyutlarının medyan puanları öz-sevecenlik için 3.00, öz-yargılama için 3.60, paylaşımların bilincinde olma için 3.00, izolasyon için 3.25, bilinçlilik için 3.25 ve aşırı özdeşleşme için ise 3.50’dir. Öz-yargılama en yüksek ve paylaşımların bilincinde olma ile öz-sevecenlik en düşük puanları almışlardır. Öğrencilerin mükemmeliyetçilik ölçeği alt ölçek medyan puanları ise kendine yönelik mükemmeliyetçilik için 72.00, başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik için 62.00 ve sosyal olarak belirlenen mükemmeliyetçilik ise 53.00’dür. Kendine yönelik mükemmeliyetçilik en yüksek, sosyal olarak belirlenen mükemmeliyetçilik ise en düşük puanları almışlardır. Birinci sınıf öğrencilerinin toplam öz-duyarlık, izolasyon ve aşırı özdeşleşme puanları üçüncü sınıf öğrencilerinden daha yüksektir. Sosyal olarak belirlenen mükemmeliyetçilik puanı üçüncü sınıf öğrencilerinde, üç ve daha fazla kardeşi olanlarda ve annesini yüksek düzeyde mükemmelliyetçi olarak algılayanlarda, diğerlerinden daha yüksektir. Toplam öz-duyarlık ile mükemmeliyetçilik alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif bir ilişki bulunmaktadır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmada hemşirelik öğrencilerinin orta düzeyde bir öz-duyarlığa sahip oldukları belirlenmiştir. Öğrencilerin toplam öz-duyarlılık düzeyleri arttıkça, kendine yönelik, başkalarına yönelik ve sosyal olarak belirlenen mükemmeliyetçilik düzeylerinin ise azaldığı belirlenmiştir.
INTRODUCTION: The purpose of this study was to determine the relationship between nursing students’ self-compassion and multidimensional perfectionism levels and the factors that influence them.
METHODS: This descriptive study included 195 nursing students attending a nursing faculty in Turkey. Data was collected with a student data form, the Self-Compassion Scale and the Multidimensional Perfectionism Scale. The Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U, Dunn Z tests and Pearson’s correlation analysis were used for data analysis.
RESULTS: The nursing students’ total self-compassion median score was 3.28, which means a moderate level self-compassion (self-compassion scores: 1.0-2.5 is low, 2.5-3.5 is moderate, and 3.5-5.0 is high). The subscale median scores from self-compassion were: 3.00 for self-kindness, 3.60 for self-judgement. 3.00 for common humanity, 3.25 for isolation, 3.25 for mindfulness and 3.50 for over-identification. Self judgement had the highest score. Common humanity and self-kindness had the lowest scores. The students’ multidimensional perfectionism subscales median scores were 72.00 for self-oriented perfectionism, 62.00 for others-oriented perfectionism and 53.00 for socially-prescribed perfectionism. Self-oriented perfectionism had the highest and socially-prescribed perfectionism had the lowest scores on the Multidimensional Perfectionism Scale. The first-year students’ overall self-compassion, isolation and over identification scores were higher than those of the third-year students. The socially-prescribed perfectionism scores of the students who were in their third year of study, who had three or more siblings and who perceived their mothers as high level perfectionists were higher than others. There was a statistically significant negative correlation between the self-compassion and perfectionism subscales.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study determined that nursing students had a moderate level of total self-compassion. The total self-compassion levels of nursing students increased as their self-oriented, others-oriented and socially-prescribed perfectionism levels decreased.

7.Intensive Care Nurses’ Perceptions of Their Work Environment, Psychological Distress and the Factors That Affect Them
Ümran Altınöz, Satı Demir
doi: 10.14744/phd.2017.03016  Pages 95 - 101
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı yoğun bakımda çalışan hemşirelerde çalışma ortamı algısı, psikolojik distres ve etkileyen faktörlerin incelenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Ankara il merkezinde bulunan üç üniversite ve üç devlet hastanesi olmak üzere toplam 6 hastanenin hasta yoğun bakım kliniklerinde çalışan 320 hemşire oluşturmuştur. Veriler Hemşire Bilgi Formu, Çalışma Ortamı Ölçeği (ÇOÖ) ve Genel Sağlık Anketi-12 (GSA-12) ile toplanmıştır.
BULGULAR: Yoğun bakımda çalışmayı kendisi seçmeyen, yoğun bakımda çalışmaya devam etmek istemeyen, yoğun bakımda çalışmak için kendini yeterli bulmayan, çalışma ortamında yeterli destek almayan ve haftada 40 saatten fazla çalışan hemşirelerin ÇOÖ puan ortalamaları daha düşük; GSA-12 puan ortalamaları ise daha yüksektir. ÇOÖ puanları düştükçe GSA-12 puanları artmaktadır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yoğun bakım hemşireleri ile ilgili planlamalarda; yoğun bakımda çalışma tercihinin, devam etme isteğinin, yeterliliğin, yeterli desteğin ve haftalık çalışma süresinin hemşirelerin çalışma ortamı memnuniyeti ve ruhsal hastalık riskini etkilediği dikkate alınmalıdır. Hemşirelerde çalışma ortamı memnuniyeti arttırılarak ruhsal sorun görülme riski azaltılabilir.
INTRODUCTION: The purpose of this study is to analyze intensive care nurses’ perceptions of work environment, psychological distress and the factors that affect them.
METHODS: This is a descriptive study. Its sample included 320 nurses working in the adult patient intensive care units of six hospitals (three university and three state hospitals) in the provincial center of Ankara. Data were collected using the Nurse Introductory Information Form, the Work Environment Scale and the General Health Questionnaire-12.
RESULTS: The mean score of nurses who did not personally prefer to work in intensive care unit, did not feel adequate to work in intensive care unit, received inadequate support in the work environment, worked more than 40 hours a week was lower on the Work Environment Scale and higher on the General Health Questionnaire-12. As scores on the Work Environment Scale fall, scores on the General Health Questionnaire rise.
DISCUSSION AND CONCLUSION: While doing planning regarding intensive care nurses, it is necessary to consider their preference for working in intensive care units, desire to continue, competence, adequate support, and weekly work hours have effects on their work environment satisfaction and risk of mental disorder. The risk of mental problems among nurses can be reduced by increasing their work environment satisfaction.

8.Testing the Psychometric Properties of the Turkish Version of the Stigma of Suicide Scale (SOSS) with a Sample of University Students
Ayfer Öztürk, Semiha Akin, Zehra Durna
doi: 10.14744/phd.2017.38981  Pages 102 - 109
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada İntihara Yönelik Damgalama Ölçeği’nin (İYDÖ) Türkçe’ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma metadolojik olarak planlanmış ve üniversite öğrencileri (n=1100) üzerinde gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada ölçeğin dil ve kapsam geçerliği çalışması yapıldı. Tüm örneklem grubuna uygulanmadan önce, ölçeğin uygulanabilirlik ve anlaşılabilirliğini pilot çalışmayla (n=30) sınanmıştır. Test-tekrar test güvenirliği 100 kişi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Ölçeğin dilsel eşdeğerliği ve kapsam geçerliği sağlandıktan sonra geçerlik ve güvenirlik analizleri gerçekleştirilmiştir.
BULGULAR: İntihara Yönelik Damgalama Ölçeği (İYDÖ) Türkçe formu İntraclass korelasyon katsayısı değeri 0,93 bulundu (F=15.426, p<0.01). Test-tekrar test güvenirliği iyi düzeyde (r=0.76–0.87, p<0.001) (n=100) bulunmuştur. Açımlayıcı faktör analizinde İYD֒nün üç faktörden oluştuğu (Damgalama, İzolasyon/Depresyon ve Yüceleştirme/Normalleştirme alt boyutları) sahip olduğu (n=1100) belirlendi. Doğrulayıcı Faktör Analizi ile bu üç faktörlü yapı doğrulanmıştır. Ölçeğin Cronbach alfa katsayısı 0.90; faktör yükleri 0.38–0.77 saptanmıştır. 58 maddeli ölçekteki 3 maddenin (bir yüktür, başkalarını cezalandırıyordur, zayıftır) faktör yükleri 0.332’nin altında olduğundan dolayo ölçekten çıkarılmıştır. Analizler sonucunda İYD֒nün Türkçe formunun yüksek iç tutarlılığa sahip olduğu gösterilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İYD֒nün Türkçe formu toplumun intihar olgusuna yönelik damgalama tutumlarının değerlendirilmesi ve intihara yönelik damgalama tutumlarını azaltmaya yönelik mesajlar içeren psiko-eğitim çalışmaları öncesi ve sonrası kullanılabileceği düşünülen geçerli ve güvenilir bir araçtır.
INTRODUCTION: Since stigmatizing people who attempt suicide can have very serious consequences, learning about this form of stigmatization is important. The aim of this study is to examine the reliability and validity of the Turkish version of the Stigma of Suicide Scale (SOSS) with a sample of university students.
METHODS: The study used a methodological design. Its sample included 1,100 university students. Validity and reliability analyses were done after verifying the scale’s linguistic equivalence. The scale’s applicability and understandability was pilot tested. Test-retest reliability was tested with 100 students. After the linguistic equivalence of the scale was assured, its relevance and reliability analyses were conducted.
RESULTS: The intra-class correlation coefficient of the Turkish version of the SOSS was 0.93 (F=15.426, p<0.01), indicating good test-retest reliability (r=0.76-0.87, p<0.001). Exploratory factor analysis found that the SOSS has three factors (stigma, isolation/depression and glorification/normalization). Its three-factor structure was confirmed by confirmatory factor analysis. Of the 58 items assessed for inclusion on the scale, 3 items (a burden, punishing others and weak) did not load above 0.33 on any factor and were excluded from its final version, leaving 55 items. Its Cronbach’s alpha coefficient was 0.90, and factor loading was between 0.36 and 0.69. Analyses showed that each factor structure of the Turkish version of the SOSS had high internal consistency.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The current study found that the Turkish version of the SOSS is a relevant and reliable scale for assessing the stigmatizing attitudes towards people who committed suicide. The SOSS is the first attitudes scale designed to directly measure the stigma of suicide in the community.

REVIEW
9.Dragging Factors in Juvenile Delinquency, Mental Health Problems, and Nursing Care
Leyla Baysan Arabacı, Gülsenay Taş
doi: 10.14744/phd.2017.88597  Pages 110 - 117
Suç insanlık tarihinin en eski kabul edilen yasalara, ahlaka aykırı davranışıdır. Günümüzde suça yönelmiş çocukların sayısındaki artış dikkat çekmektedir. Çocuklar çeşitli birçok faktörün etkisi ile suça yönelebilmekte ve çocukların suça sürüklenmesi, hukuksal sorunların yanında psikiyatrik sorunları da beraberinde getirmektedir. Suça sürüklenmiş çocukların birçoğunda psikiyatrik problemlerin görülmesi, bu çocukların sıklıkla psikiyatri kliniklerinde yatışına neden olmaktadır. Bu özellikli gruba bakım veren hemşirelerin, bu çocukların özelliklerini, onlarda görülen ruhsal problemleri, suça sürükleyen faktörleri ve bunlara yönelik etkin bir bakımda hemşirenin rol ve sorumluluklarını ve onlarla görüşme yaparken dikkat edilmesi gereken noktaları bilmesi, çocuklardaki suça eğilimi önlemede oldukça önemli ve gereklidir. Bu özden hareketle bu makalenin amacı, suça yönelmiş çocuklarda görülen ruhsal problemleri ortaya koymak ve onlara bakım veren hemşirelerin rol ve sorumluluklarını açıklayarak, görüşme yaparken dikkat edilmesi gereken noktalara ışık tutmaktır.
Crime is the oldest disorderly conduct in the history of humanity. The increase in the number of children involved in criminal behavior takes attention. Children can display criminal behavior due to several reasons, and juvenile delinquency leads to not only judicial problems but also psychiatric problems. Psychiatric problems of juvenile delinquents often result in hospitalization in psychiatric units. Therefore, it is extremely important and necessary in the prevention of juvenile delinquency that the nurses who take care of this group of children should be aware of dragging factors in juvenile delinquency, characteristics and mental problems of juvenile delinquents, their roles and responsibilities in an efficient nursing care for juvenile delinquents, and the points that need to be taken into consideration while interviewing them. This study aimed to address mental problems observed in juvenile delinquents, explain the role and responsibilities of nurses in caring them, and shed light on the points that need attention during interviews with them.

10.Nurses’ Resilience and Effective Factors
Olcay Çam, Ayşe Büyükbayram
doi: 10.14744/phd.2017.75436  Pages 118 - 126
Psikolojik dayanıklılık, zor yaşamsal tecrübeler karsısında kişinin kendisini toparlama gücü veya değişimin, felaketlerin başarılı biçimde üstesinden gelme yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Psikolojik dayanıklılığın gelişmesi için, bir stresörle karşılaşılması gerekir. Psikolojik dayanıklılığın gelişiminde, maruz kalınan risklerin belirlenmesi, bu risk faktörlerinin olumsuz etkilerinin azaltılması ya da ortadan kaldırılması için koruyucu faktörlerin bulunması önemlidir. Özellikle sıkıntılı, stresli iş yaşamında, birçok travmatik durumla karşılaşan hemşirelerin psikolojik dayanıklılığın geliştirilmesinin sonucu olarak; hemşirelerde iş doyumunun artacağı, duygusal tükenmenin ve işten ayrılmanın azalacağı belirtilmektedir. Bu çalışmada, psikolojik dayanıklılık kavramı ele alınarak, hemşirelerde psikolojik dayanıklılığın önemini vurgulamak, hemşirelerin psikolojik dayanıklılığını etkileyen faktörleri belirlemek ve psikolojik dayanıklılığı artırmak için yapılabilecek müdahaleleri ortaya koymak amaçlanmaktadır.
Resilience can be described as the ability to recuperate after difficult life experiences or overcome change or disasters. In order to develop resilience, one has to encounter a stressor. Nurses encounter various traumatic situations particularly due to distressing and stressful work life. Therefore, it is important for nurses to strengthen their resilience in terms of coping with difficulties, adapting to new situations, having realistic and positive future expectations and protecting their work and daily life. If nurses have sufficient resilience, burnout and the rate of leaving work or resigning decrease, posttraumatic growth develops, and work satisfaction increases. In this review, we aim to emphasize the importance of the resilience for nurses, determine the factors which affect their resilience, and increase the resilience of nurses.

LETTER TO THE EDITOR
11.Is Activity Intolerance One of The Nursing Diagnosis for Patients with Depression?
Sevcan Kılıç
doi: 10.14744/phd.2017.46330  Pages 127 - 128

LookUs & Online Makale