Quick Search




J Psy Nurs: 9 (3)

Volume: 9  Issue: 3 - 2018

EDITORIAL
1.Editorial
Nurhan Eren, Nazmiye Kocaman Yıldırım
Page I

RESEARCH ARTICLE
2.Postpartum depression and the factors affecting it: 2000-2017 study results
Fatma Ay, Eliz Tektaş, Arife Mak, Nalan Aktay
doi: 10.14744/phd.2018.31549  Pages 147 - 152
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma doğum sonrası dönem depresyonu ile ilgili yapılan araştırma sonuçlarının ve postpartum depresyonu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacı ile yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma belge tarama yöntemi ile yapılmış kesitsel, sistematik literatür taramasıdır. Araştırmada “postpartum depresyon/doğum sonu depresyon/lohusalık depresyonu” anahtar kelimeleri kullanılarak, ULAKBİM Ulusal Veri Tabanları, Medline/PubMed, Turkish Medline, Dergipark, Scopus ve EBSCO arama motorlarından tarama yapıldı. 2000–2017 yılları arasında yayımlanmış toplam 39 makale araştırma kapsamına alındı. Değerlendirmeye alınan makaleler yıl, örneklem sayısı, araştırmanın tipi ve sonuçlar açısından manuel olarak incelendi ve verilerin frekans dağılımı yapıldı.
BULGULAR: Makalelerin %51’i 2010–2014 yılları arasında yayınlanmıştır. Araştırmalar 15–49 yaş aralığındaki kadınlar ile yapılmıştır. Yalnızca 1 araştırmanın örneklem büyüklüğü 500’den büyüktür. Araştırmaların yarısından çoğu doğum sonrası 0–6 ay dönemi kapsamaktadır. Postpartum depresyonu etkileyen en önemli faktör (%56.4) ailede/kendinde depresyon geçmişinin olmasıdır. Yalnızca 14 araştırmada gebelikte antiemetik kullanımının postpartum depresyonla ilişkisi araştırılmış ve ilişki saptanmamıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Annenin ailesinde/kendinde depresyon geçmişi olması, gebeliği / çocuğu istememe (plansız gebelik), gebelik sayısı, ekonomik durum, çok çocuğa sahip olma postpartum depresyonun ortaya çıkmasında en etkili faktörlerdir. Bu faktörlerin bilinmesi doğum sonrası annenin hangi konularda izlem ve desteğe ihtiyacı olduğu konusunda ebelere rehberlik edecektir.
INTRODUCTION: This study aims to determine the factors affecting postpartum depression.
METHODS: The study is a cross-sectional, descriptive systematic literature review conducted using document review as the data collection method. ULAKBİM National Databases, Medline/PubMed, Turkish Medline, Dergipark, Scopus and EBSCO were accessed using the keywords "postpartum depression / postnatal depression / puerperal depression". 39 articles published between the years 2000–2017 were included in the study. The articles were evaluated in terms of the year, sample number, research type and results and the frequency distribution of the data.
RESULTS: It is stated that 51% of the articles were published between the years of 2010–2014. The studies were conducted with women between the ages of 15–49 years. Only one study has a sample size greater than 500. More than half of the studies include the postpartum period between 0-6 months. The most significant factor affecting postpartum depression (56.4%) is a history of depression in the mother or her family. Fourteen studies targeted the relationship between the use of antiemetic drugs during pregnancy and postpartum depression and no relationship was determined.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Predominant factors affecting postpartum depression include: history of depression in the mother or her family, unplanned pregnancies, the number of pregnancies, economic condition, and having multiple children. Midwives’ awareness of these factors can guide them in follow-up and support during the postpartum period.

3.An evaluation of cognitive function, depression, and quality of life of elderly people living in a nursing home
Ayşe İnel Manav, Saliha Bozdoğan Yeşilot, Pınar Yeşil Demirci, Gürsel Öztunç
doi: 10.14744/phd.2018.26817  Pages 153 - 160
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, huzurevinde yaşayan yaşlı bireylerin bilişsel işlev düzeyi, depresyon ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma, kesitsel ve tanımlayıcı olarak Adana/Türkiye’deki bir Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde 1 Mayıs–1 Ağustos 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya Basit Tesadüfi örnekleme formülü ile belirlenen toplam 118 yaşlı birey alınmıştır. Çalışmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Standardize Mini Mental Test (SMMT), Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) ve Yaşlılar İçin Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Modülü (DSÖYKM) ile toplanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı ile değerlendirilmiştir. Tüm analizlerde anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Çalışmaya katılan yaşlı bireylerin %36.4’ü (n=43) kadın, %63.6’sı (n=75) erkek olup yaş ortalaması 74.08±8.23 yıldır. Yaşlıların SMMT’den aldıkları puan ortalaması 20.37±7.08, GDÖ puan ortalaması 14.92±4.29 ve DSÖYKM puan ortalaması 69.76±11.54’dür. SMMT ile GDÖ puanları arasında negatif yönde; DSÖYKM toplam puanları arasında pozitif yönde (p<0.01), GDÖ puanları ile DSÖYKM toplam puanları arasında ise negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.01).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızın sonucunda; huzurevinde yaşayan yaşlıların yarısından fazlasında bilişsel bozulma ve depresyon yaşandığı, yaşlı bireylerde bilişsel durum, depresyon ve yaşam kalitesinin birbirleriyle anlamlı düzeyde ilişkili olduğu belirlenmiştir.
INTRODUCTION: To evaluate the cognitive function level, depression, and quality of life of elderly people living in a nursing home.
METHODS: This cross-sectional, descriptive study was conducted at the Nursing and Rehabilitation Center for the Elderly in Adana, Turkey between May 1 and August 1, 2016. The participants included 118 elderly people chosen using a simple random sampling method. The data were collected using the Personal Information Form, Standardized Mini Mental State Exam, Geriatric Depression Scale, and World Health Organization Quality of Life-OLD module. The data were analyzed using IBM SPSS Statistics 22 (IBM, SPSS, Turkey).
RESULTS: Of all the participants, 36.4% (n=43) were female, 63.6% (n=75) were male, and average age was 74.08±8.23 years. The participants’ Standardized Mini Mental State Exam mean score was 20.37±7.08, Geriatric Depression Scale mean score was 14.92±4.29, and World Health Organization Quality of Life-OLD module mean score was 69.76±11.54. There was a negative, significant relationship between the Standardized Mini Mental State Exam and Geriatric Depression Scale scores. A positive relationship was found between the World Health Organization Quality of Life-OLD module total scores and the autonomy, past-resent-future activities, social participation, and intimacy subscores. A negative relationship was found between the Geriatric Depression Scale scores and World Health Organization Quality of Life-OLD module total scores.
DISCUSSION AND CONCLUSION: More than half of the elderly people living in the nursing home experienced cognitive deterioration and depression. In addition, cognitive state, depression, and quality of life significantly correlated with each other.

4.The MMPI profile traits of borderline personality disorder
Nazan Emil Öğünç, Nurhan Eren, Doğan Şahin, Ebru Temiz, M. Bilgin Saydam
doi: 10.14744/phd.2018.59002  Pages 161 - 169
GİRİŞ ve AMAÇ: Borderline kişilik bozukluğu (BKB)’nun tanı, tedavi ve araştırma süreçlerinde ayırt edici, etkin ve sistematik psikolojik test yöntemlerinin kullanılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada BKB ve eş tanı alan BKB hastalarının MMPI profil özellikleri incelenerek, BKB için özgün profilin ne olduğunun araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma, karşılaştırmalı-tanımlayıcı nitelikte, 2000–2013 yıllarında bir üniversite hastanesinin psikiyatri kliniğinde yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi, DSM-IV’e göre sadece BKB tanısı alan 51, BKB ve II. Eksende eş tanı alan 31 kişi çalışma grubu, psikiyatrik tanı almayan 31 kişi kontrol grubu olmak üzere 113 kişiden oluşmuştur. MMPI, BKB tanısı alanlara tedaviye başlamadan önce ve tüm katılımcılara yüzyüze görüşme yoluyla bireysel olarak uygulanmıştır. Çalışmada, ki-kare, bağımsız örneklem t-testi kullanılmış, MMPI alt testlerinin hasta ve kontrol grubunu ayırt ediciliği lojistik regresyon ile incelenmiştir.
BULGULAR: BKB ve kontrol grubu arasındaki karşılaştırmalarda alt test 5 (MF) dışında tüm alt testler arasında istatistiksel olarak fark bulunmuştur. BKB tanısı alanların ortalama MMPI grup profillerinde 4, 8, 3, 2 alt testleri yüksek bulunmuştur. Lojistik regresyonla bakıldığında, 4 (Pp) altesti, BKB olan ve olmayan vakaları %60 oranında ayırt etmektedir. K alt testinin katılımı ile bu yordayıcılık %70 oranına yükselmektedir. 2 (D) alt testinin katılımı ile denklemin açıklayıcılığı %74’e yükselmektedir. Eş tanı almayan BKB ve alan BKB hastaları arasında yapılan istatistiksel analizlerde ortalama profil, yükselen alt testler ve kod tipleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: BKB ile kontrol grubu arasında yapılan istatistiksel analizlerde anlamlı farklılıklar ortaya konmuştur ve bu sonuç literatürle benzerlik göstermektedir. Eş tanı alan ve almayan BKB hastalarının MMPI profillerinin istatistiksel karşılaştırılmasında anlamlı bir farklılık görülmemiş, BKB özellikleri her iki grupta da kontrol grubuna göre baskın olduğu, çoklu KB durumlarında da bu alt testlerin BKB’nin ayırt edilmesinde öne çıktığı görülmüştür.
INTRODUCTION: Distinctive, effective and systematic psychological test methods to be used to di-agnose, treat and research borderline personality disorder (BPD) need to be developed and adminis-tered. This study investigates the MMPI profile characteristics of BPD to determine the original pro-file of BPD.
METHODS: This comparative and descriptive study was conducted in the psychiatric clinic of a university hospital from 2000 to 2013. Its sample consisted of 51 patients with BPD, 31 patients with BPD and comorbid personality disorders and 31 patients with no psychiatric diagnosis according to DSM-IV. The MMPI was administered individually to the subjects diagnosed with BPD before the start of treatment and in face-to-face interviews with all participants. The study used chi-square, inde-pendent sample t-test, and the differences between the patient and control groups' MMPI subtests were examined using logistic regression.
RESULTS: There were statistically significant differences between all the subtests except sub-test MF (5) in the comparison between the BPD and control groups. Sub-tests 4, 8, 3 and 2 were found to be high in the MMPI profiles of the BPD group. Logistic regression found that subtest Pd (4) differ-entiates 60% of cases with and without BPD. Along with subtest K, this predictability rises to 70%, and with subtest D (2), it rises to 74%. There were no statistically significant differences between the comorbid and non-comorbid BPD patients' mean profiles, subtests and code types.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Significant differences were found in the statistical analysis between BPD and control group, and this result is similar to those in the literature. There were no significant differences in the MMPI profiles of the patients with and without comorbidities. BPD characteristics were more dominant in both of these groups than in the control group, and the subtests differed in BPD in multiple cases.

5.Psychometric properties of the Turkish Version of the Brief Quality of Life in Bipolar Disorder (Brief QoL.BD) Scale
Funda Gümüş, Sibel Çakır, Sermin Kesebir, Erin E. Michalak, Greg Murray
doi: 10.14744/phd.2018.93723  Pages 170 - 174
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma Bipolar Bozuklukta Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu’nun Türkçe versiyonunun güvenirliği ve geçerliğini belirlemek amacıyla yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Metodolojik ve tanımlayıcı bir desen kullanılarak yapılan bu çalışma, bipolar bozukluk tanısı konulmuş olan 76 hasta ile birlikte yürütüldü ve hasta verileri 2013 yılında toplandı. İki farklı psikiyatri kliniğinin duygu durum bozukluğu merkezlerinde bulunan hastalar, çalışmanın evrenini oluşturdu. BBYKÖ-KF’nin Türkçe versiyonu, bipolar bozukluk tanısı konmuş 76 hasta örnekleminde dil, kapsam ve yapı bakımından değerlendirildi. Kapsam geçerliliği Lawshe tekniği ile değerlendirildi ve açımlayıcı faktör analizi gizli yapıyı belirlemek için kullanıldı. Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı güvenirliği kontrol etmek için kullanıldı.
BULGULAR: Çalışmada bipolar I ve II tanısı konmuş 76 hasta yer aldı. Kullanılan 12 maddeli ölçeğin hem kapsam geçerliği (Lawshe indeksi =,82) hem de iç güvenirliği (alfa =,86) kuvvetli bulundu. Korelasyon matrisinin faktörleşebilirliği onaylandı ve yamaç-birikinti grafiği ile Velicer minimum ortalama parsiyel testine dayanılarak bir faktörün çıkartılması önerildi. Bu tek faktörün varyansın %36,05’ini açıkladığı, tüm maddelerin pozitif yüklü olduğu ve altı maddenin 3’ten büyük faktör yüküne sahip olduğu görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: BBYKÖ-KF’nin Türkçe versiyonunun, bipolar bozukluğa sahip ötimik hastaların hastalığa özgü yaşam kalitesini değerlendirmek için yeterli iç güvenirlik ve geçerliğe sahip olduğu sonucuna varıldı.
INTRODUCTION: The aim of this study was to determine the reliability and validity of the Turkish version of the Brief Quality of Life in Bipolar Disorder Scale [QoL.BD].
METHODS: Conducted using a methodological and identifying design, this study included 76 patients who had been diagnosed with bipolar disorder and from whom the data was obtained in 2013. Patients from the mood disorders centers of two different psychiatry clinics constituted the population of the study. The Turkish version of the Brief QoL.BD was assessed in terms of language, content, and structure in the sample of 76 patients diagnosed with bipolar disorder. Lawshe’s methods were used to assess content validity; exploratory factor analysis was used to determine latent structure; and Cronbach’s internal consistency coefficient was used to test internal reliability.
RESULTS: The study included 76 patients diagnosed as bipolar I and II. Content validity of the 12-item scale was found to be strong (Lawshe index =.82), as was the internal reliability of the scale [alpha =.86]. Factorability of the correlation matrix was confirmed, and a single factor extraction was suggested on the basis of the scree plot and Velicer’s minimum average partial test. This single factor explained 36.05% of the variance, with all items having positive loadings and six items having factor loadings >.3.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The Turkish version of the Brief QoL.BD was concluded to have adequate internal reliability and validity for assessing disorder-specific quality of life in euthymic patients with bipolar disorders.

EXPERIMENTAL RESEARCH
6.Effects of psychoeducation applied to caregivers of patients diagnosed with chronic mental disorder on caregivers’ difficulties and psychosocial adaptations
Leyla Baysan Arabacı, Ayşe Büyükbayram, Yeliz Aktaş, Nuray Taşkın
doi: 10.14744/phd.2018.88700  Pages 175 - 185
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışma, bir üniversite hastanesinin psikiyatri kliniğinde tedavi olan kronik ruhsal bozukluk tanılı hastaların bakım verenlerine uygulanan psikoeğitimin etkinliğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Yarı deneysel, kontrol gruplu ön test-son test düzende tasarlanan çalışma, Haziran 2015-Nisan 2016 tarihleri arasında, kronik ruhsal bozukluk tanısı alan hastaların bakım vereni olan 40 kişi (20 uygulama, 20 kontrol) ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında, Tanıtıcı Bilgi Formu (TBF), Bakım Verme Yükü Ölçeği (BVYÖ) ve Hastalığa Psikososyal Uyum Öz-bildirim Ölçeği (PAIS-SR) kullanılmıştır. Kronik ruhsal bozukluk tanısı olan hastaların bakım verenlerine yarı yapılandırılmış, 8 oturumluk bir psikoeğitim programı uygulanmıştır. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, korelasyon analizi, independent sample test ve paired sample test kullanılmıştır.
BULGULAR: Uygulama grubundaki bakım verenlerin %60.0’ı kadın ve yaş ortalaması 53.60±10.63 olup, %50’si hastanın ebeveyni ve %40.0’ı okur yazar ve/veya ilkokul mezunudur. Bakım verenlerin yakınları ortalama 13.84±11.88 yıldır ruhsal bozukluk tanısına sahip olup, ortalama 4.89±6.36 yıldır tedavi olmuş ve ortalama 3.85±2.37 kez hastaneye yatış yapmıştır. Uygulama ve kontrol grubunun her ikisinde de psikoeğitim öncesi ve sonrası BVYÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır (p>0.05). Uygulama grubunun ön test-son test PAIS-SR alt ölçek puan ortalamaları arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır (p>0.05). Buna karşın kontrol grubunun ön test-son test PAIS-SR bazı alt ölçek puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklı olduğu saptanmıştır (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Kronik ruhsal bozukluğu olan bireylere bakım verenlere uygulanan psikoeğitim, bakım verenler tarafından algılanan sıkıntıyı ve hastalığa psikososyal uyumlarını anlamlı düzeyde etkilememiş gibi görünse de, kontrol grubunun psikososyal uyumunda görülen kötüleşmenin uygulama grubunda görülmemesi, uygulanan psikoeğitimin bu kötüleşmeyi engellediğini düşündürmektedir.
INTRODUCTION: This study aimed to evaluate the effectiveness of a psychoeducation program given to caregivers of patients with chronic mental disorder who were treated in a psychiatric clinic of a university hospital.
METHODS: A semi-experimental, control group pretest-post-test design was used for this study, which was conducted between June 2015 and April 2016 with 40 caregivers of patients who were diagnosed with chronic mental disorders. Data were collected using an introductory information form, the Caregiver Burden Scale (CBS) and the Psychosocial Adjustment to Illness Scale Self-Report (PAIS-SR). An 8-session, semi-structured psychoeducation program was administered to the caregivers of the patients who were diagnosed with chronic mental disorders. In the analysis of the data, descriptive statistics, correlation analysis, independent samples t-test, and paired samples-test were used.
RESULTS: In the experimental group, 60% of the caregivers were female, 50% were the parents of the patients, and 40% were literate and/or primary school graduates. The mean age of the study group caregivers was 53.60±10.63. The patients of the study group caregivers had been under their care for a mean of 13.84±11.88 years, had been being treated for a mean of 4.89±6.36 years, and had been hospitalized a mean of 3.85±2.37 times. There was no statistically significant difference between the pre- and post- psychoeducational CBS score averages in the experimental and control groups (p>0.05). There was also no statistically significant difference between the pretest and post-test PAIS-SR subscale scores of the experimental group (p>0.05). However, there were statistically significant differences between the mean pretest and post-test PAIS-SR subscale scores of the control group (p>0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although it appeared that the psychoeducation did not significantly affect the caregivers’ psychosocial adaptations to the disease or the perception of caregivers, the decrease in the psychosocial adjustment of the control group, especially in the "sexual relationship" and "extended family relationships" subscales, was not observed in the experimental group. This suggests that the provision of psychoeducation prevents this decrease.

QUALITATIVE RESEARCH
7.Community based mental health services, in the eye of community mental health professionals
Seda Attepe Özden, Arzu İçağasıoğlu Çoban
doi: 10.14744/phd.2018.00922  Pages 186 - 194
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, toplum ruh sağlığı merkezlerinde (TRSM) çalışan psikiyatri uzmanı, hemşire, sosyal hizmet uzmanı, psikologların TRSM’lerde yerine getirdikleri profesyonel rol ve sorumlulukları nasıl tanımladıklarını ve ruh sağlığı alanında toplum temelli hizmetlerin etkilerine ilişkin görüşlerini öğrenmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma profesyonellerin görüşlerini derinlemesine kavramak amacıyla nitel araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın verileri, Ankara’da sekiz toplum ruh sağlığı merkezinde çalışan meslek elemanlarından arasından araştırmaya katılmaya gönüllü 11 kişiden derinlemesine görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Toplanan veriler nitel analize tabi tutulmuştur.
BULGULAR: Profesyonellerin görüşleri damgalama, hizmetlere bakış açısı, sorunlar ve öneriler olmak üzere dört başlıkta ele alınmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: TRSM’lerde çalışan profesyoneller toplum temelli hizmetleri genel olarak olumlu değerlendirmekte, hizmetlerin geliştirilmesi için bölge bazlı, bireyleri odak alan ve bireyleri toplumla bütünleştirme amacına yönelik düzenlemelerin yerine getirilmesini önermektedirler.
INTRODUCTION: This study aims to provide views of psychiatrists, nurses, social workers and psychologists who work in community mental health centers (CMHCs) that provide services to individuals, as well as learn how to define their professional roles and responsibilities in these CMHCs.
METHODS: This study is designed as a qualitative research to facilitate a comprehensive understanding of the views of research professionals. Data were collected through in-depth interviews with 11 voluntary participants from eight CMHCs in Ankara. Collected data were subjected to a qualitative analysis.
RESULTS: The opinions of the professional staff are detailed under four headings: stigmatization, perspective of services, problems and suggestions.
DISCUSSION AND CONCLUSION: CMHC professionals generally are evaluating community-based services in a positive manner. Recommendations include implementing regulations for development of CMHCs that are regionally based with an individual focus and integration.

RESEARCH ARTICLE
8.The relationship between work-family conflict, organizational silence and social support in nurses at a university hospital
Şehrinaz Polat, Leman Kutlu, Fatma Ay, Habibe Ayyıldız Erkan, Leyla Afşar Doğrusöz
doi: 10.14744/phd.2018.38278  Pages 195 - 204
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmada hemşirelerin iş-aile çatışmasına örgütsel sessizlik ve algıladıkları sosyal desteğin etkisinin saptanması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kesitsel tanımlayıcı çalışmada, örneklem İstanbul'da bir üniversite hastanesinde çalışan randomize seçilen 329 hemşireyi içermektedir. Veriler anketler yardımıyla toplanmıştır Araştırmada Örgütsel Sessizlik Nedenleri Ölçeği, MSPSS (Çok boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği), İAÇTÖ (İş-Aile Yaşamı Çatışması Ölçeği) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki korelasyon analizinde Pearson Korelasyon Analizi ve Spearman Korelasyon Analizi, İAÇTÖ ve İAÇ (İş Yaşamından Kaynaklanan İş-Aile Çatışması) ile AİÇ (Aile Yaşamından Kaynaklanan Aile-İş Çatışması) alt boyutlarına etki eden faktörlerin analizinde Lineer Regresyon Analizi (Backward) kullanıldı. Anlamlılık p<0.01 ve p<0.05 düzeylerinde değerlendirildi.
BULGULAR: Araştırmaya katılan hemşirelerin %49.2’si 30 yaşından genç, %95.7’si kadın, %64.4’ü lisans mezunu, %56.8’i bekardır. Hemşireler İAǒyi daha fazla algılamaktadırlar. Hemşirelerin Sessizlik davranışı ile Hemşirelerin İAÇ, AİÇ ve Toplam İş Aile Çatışmaları arasında ise, pozitif yönlü, İAÇTÖ ile MSPSS puanları arasında genel olarak negatif yönlü zayıf ilişki vardır. MSPSS ve Örgütsel Sessizlik, İAÇTÖ puanlarını etkilemektedir. Modele alınan bağımsız değişkenlerin Aİǒye etkisi %19, İAǒye etkisi %7,7 İAÇT֒e etkisi %13 oranında saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hemşirelerin sosyal destek algısısını artırıcı, örgütsel sessizlik nedenlerini azaltıcı önlemlerin alınması, girişimlerde bulunulması ile iş-aile çatışması yaşaması azaltılabilir.
INTRODUCTION: This study aimed to determine the effect of nurses' organizational silence on work-family conflict and perceived social support.
METHODS: In this cross-sectional descriptive study, the samples consisted of 329 randomly chosen nurses who worked at a university hospital in Istanbul, Turkey. Data were collected by means of questionnaires. Organizational Silence Causality Scale, Multidimensional Perceived Social Support Scale (MSPSS), Work-Family Life Conflict Scale (WFCTS), and Personal Information Form were used. Linear Regression Analysis (Backward) was used to analyze the factors affecting the subscales of Pearson Correlation Analysis and Spearman Correlation Analysis, as well as the WFCTS, Work to Family Conflict (WFC) and Family to Work Conflict (FWC) subscales. Significance was assessed at p<0.01 and p<0.05 levels.
RESULTS: 49.2% of the nurses participating in the research are younger than 30 years, 95.7% are women, 64.4% are undergraduate and 56.8% have bachelor degrees. Nurses perceive WFC more. There is generally a weak negative relationship between WFCTS and MSPSS scores, which is positive between nurses’ silence behavior and nurses' WFC, FWC and Total Work and Family Conflicts. MSPSS and Organizational Silence affect WFCTS scores. The modeled independent variables had a 19% effect on the FWC, a 7.7% effect on the WFC, and a 13% effect on the WFCTS.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It is possible to reduce nurses' sense of social support, take measures to reduce the causes of organizational silence, initiatives and work-family conflict.

REVIEW
9.Professional Quality of Life in Nurses: Compassion Satisfaction and Compassion Fatigue
Gülay Yılmaz, Besti Üstün
doi: 10.14744/phd.2018.86648  Pages 205 - 211
Hemşireler yardım edici olarak çalışma yaşamları boyunca çeşitli acı çekme deneyimleri ile karşılaşmaktadır. Bu deneyimlerin hem olumlu hem de olumsuz sonuçları bulunmaktadır ve hemşirelerin profesyonel yaşam kalitesini etkilemektedir. Profesyonel yaşam kalitesinin iki boyutu vardır. Bunlar merhamet memnuniyeti ve merhamet yorgunluğudur. Bu çalışmada amaç; profesyonel yaşam kalitesinin göstergeleri olan merhamet memnuniyeti ve merhamet yorgunluğu kavramlarını, bu durumların gelişim sürecini, hemşirelerdeki fiziksel ve ruhsal değişimleri, profesyonel yaşam kalitesini etkileyebilecek durumları tartışmaktır. Çalışmalar merhamet yorgunluğunun giderek arttığını ve hemşirelerin profesyonel yaşam kalitesini azalttığını göstermektedir.
Nurses as facilitators are experiencing various painful experiences throughout their working life. These experiences have both positive and negative consequences and they affect the nurses’ professional quality of life. The professional quality of life has two dimensions: compassion satisfaction and compassion fatigue. The aim of this study is to discuss the concepts of compassion satisfaction and compassion fatigue, which are indicative of the professional quality of life, the developmental process of these situations, the physical and mental changes in the nurses, and the situations that can affect the professional quality of life. Studies show that compassion fatigue is increasing steadily; this reduces the nurses’ professional quality of life.

10.Psychological first aid and nursing
Nurhayat Kılıç, Nuray Şimşek
doi: 10.14744/phd.2017.76376  Pages 212 - 218
Felaketler bireylerin yaşamında derin izler bırakan, bireylerin hem fiziksel hem de psikolojik travma yaşamalarına sebep olan durumlardır. Felaket yaşantılarının olumsuz sonuçlarının engellenmesi için felaketin her aşamasında bireylere uygun psikososyal destek müdahaleleri yapılmalıdır. Psikososyal destek müdahalelerinin en temel bileşeni olan ve felaket sonrasında hemen uygulanması önerilen ilk müdahale yöntemi Psikolojik ilk yardım’dır (PİY). Psikolojik ilk yardım yoğun stres yaşayan bireylere sunulan destekleyici müdahalelerdir. Bu müdahalelerin sunulmasında profesyonel bilgi ve beceriye sahip olan hemşireler önemli yardım sağlayıcılarıdır. Hemşirelerin felaket olaylarına maruz kalmış bireylere psikolojik ilk yardım uygulaması yapabilmeleri, gelişebilecek risklerin önlenmesi ve bireylerin iyileşme süreçlerinin hızlanması noktasında son derece önemlidir. Hemşireler psikolojik ilk yardım uygulaması ile kendi dayanıklılıklarını artırabilir ve çalışma streslerini azaltabilirler. Hemşirelerin psikolojik ilk yardım uygulaması yapabilmesi hem olaya maruz kalan bireyler hem de kendileri için son derece hayati bir öneme sahiptir.
Disasters are situations which leave an indelible mark on the lives of individuals, and cause both physical and psychological trauma. In order to prevent negative consequences of disaster experiences, psychological support treatments appropriate for individuals should be provided at each phase of the disaster. It is suggested that psychological first aid (PFA) is the very first treatment provided right after the disaster. It is also the most essential component of the psychosocial support intervention. Psychological first aid is a supportive treatment provided for individuals living under intense stress. Nurses, who have professional knowledge and skills to provide this treatment, are the crucial help providers. Nurses, who are able to provide psychological first aid to individuals after a disaster, are critical in preventing risks that may develop, and in speeding up the recovery process for individuals. Nurses can improve their own endurance through psychological first aid and reduce their work stress. Nurses, who are able to provide psychological first aid, are very important for both the individuals exposed to the disaster, and for themselves.

LookUs & Online Makale